Ayakkabıların altında biriken çamur toprakları, hayatta, kapı eşiklerinde sıyrılıp birikti. Toprağın sır vermez derinliklerine gömülüp gizlenmiş silahlar çıkarılıp temizlendi. Lambalar yandı. Konuşmalar başlangıçta heyecanlı, yüksek, hızlı, peşpeşeydi. Sonra fısıltı olup uzun susuşlarda eridi. Her soru çabucak suskunluklara dönüşüyor çünkü. Her yorum bir öncekini çürütüyor. Ne toprak kavgasıdır bu, ne din ne iman. Ne alınacak var ne verilecek. Ne düşmandır ne talan. Nasıl bir çılgınlık ki bunlar hiç mi sevmemişlerdir insanı, kuşu böceği, uçanı koşanı, suyu toprağı, yağmuru güneşi, otu çiçeği? Sevmemişler midir ki el vurur ateş salarlar? Kimdir bunlar ki kim kimin üstüne salar?
Ölümcül bir bekleyişin ağır sessizliğine sıvanıyor zaman. Açlık susuzluk kalakalıyor. Sevgiler sevinçler donmuş. Acı pusuda. Uykunun savunmasız kayıtsızlığı bu gece uzak köyden. Lambalar sönmeyecek.