"İnsan böyle karanlıkta ve yolunu bilmeden sonsuza kadar gidemez. Hiçbir halk böyle vatansız ve hedefsiz, çevresi sürekli tehlikelerle sarılıyken göçerek yaşayamaz. Onlara bir ışık yakılmalı, bir yol gösterilmelidir, aksi halde bu sürülen kayıp halk umudunu yitirir ve kurur. Biri ona önderlik etmeli, onu vatanına götürmeli, hepsinin önünde aydınlık bir yol açmalıdır. Bir ışığın bulunması gerek, onların ihtiyacı ışıktır."
Tanrı peki? Bu soyguna neden göz yumuyor? Bize neden yardım etmiyor? Onun adil ve her şeye kadir olduğunu sen söylemedin mi? Neden doğruların değil de, haydutların yanında yer alıyor?
Yetmiş yıl inandığı Tanrı'yı bir dakikada inkâr etti. Tanrı'nın bilge ve şefkatli eli ona yaratıcılık yeteneğini ve mutluluğunu verip, ihtişam vaat ettikten sonra onu yine karanlığa gömmek isteyebilir miydi?
Biri hayatın derinliklerinde yalnızca açıklık ve sessizlik olduğunu öğrenmiş, uzun günler ve yıllar sade yaşamış, deneyimli bir adamdı. Diğeri ise karanlıkta kalmış gibi kendini hayal dünyasına kapattığı için hayatı yaşamamış ve aydınlık dünyadan gelen ilk ışığı tüm içtenliği ile kabul edip, tek renkli, sakin bir ışıkla geri yansıtmış bir genç kızdı. İkisi de insanların arasında yalnızdılar; bu nedenle birbirleriyle yakınlaştılar.
Acaba bunlar olduktan sonra da hala kendisine sanatçı diyebilir miydi, yoksa tüm hayatı boyunca taşları yan yana dizen bir amele gibi renkleri güçlükçe bir araya getiren iyi bir zanaatkar mıydı sadece?