Weber’in statü bilinci tanımlamasına, diyalektik açıdan bir tenkit bu roman. Her gün karşılaştığımız ya da bildiğimiz onlarca insanın, yaptığı işe, bulunduğu mevkiye göre nasıl itibar gördüğünü hepimiz biliriz. İnsanı değerli kılan, bulunduğu konum mudur, yoksa insanın içindeki öz müdür?.. İlla insanın değerinin bilinmesi için prestij şapkalarından birini takması mı gerekir? Toplum birbirine sınıfsal gözlüklerini çıkarıp bakabilse, nasıl olurdu bu dünya? İşte bu roman, statü denilen olgunun Madam Michel özelinde, nasılda yapay bir tabakalaşma olduğunu hatırlatıyor.
Çok didaktik... İlişkilerde ve kurguda derinlik yok. Doğru bilgilerin yanına, doğru olmayanları da eklemesi kitabın tutarlılığını zedelemiş. Ör: Sümer 14. tablet diye bir şey yok. Tüm bunlara rağmen aşkın o ilk halini hissetmek isterseniz, okunur elbette.
Oblomov’u bilir misiniz?.. Aşağı yukarı 150 yıl sonra Türkiye’den de bir Oblomov geçmiş. Kenan Bey!.. öyle benzer geldiki bana İvan Gonçarov’un Oblomov’unu okurken “Yok artık; bu kadar da olmaz” dediğim şeyler, aslında insana özgü, gayet de olabilir şeylermiş. Gülseren Budayıcıoğlu’nun Kenan Bey’i de bana göre bir Oblomov’dur. Edebi anlamda değil tabiki, tamamen kişilik bazında... Her ne olursanız olun; ister Oblomov, ister Kenan Bey, her şey en başta başlarb; yani çocuklukta.
Biraz uzatılmış da olsa, yer yer bayar gibi de olsa, eğer tarihi atmosferleri ve bilim kurguyu seviyorsanız, bence başarılı bir kitap... Okuyun, pişman olmazsınız.
Grange, gerilim polisiyenin efsane yazarlarının belkide en başında geliyor. Bunu birçok kitabıyla tüm dünyaya kanıtladı; ama son bir iki kitaptır o keskin zekayı ve kurguyu göremiyoruz. Adeta yaratıcılığını nadasa bırakmış gibi. Üstün birikimi sayesinde yeni kitaplar yazıyor; ama eski ruh bu kitaplarda yok. umarım bu durum geçici bir yazar sıkışmasıdır ki bence öyle.