Bir şeyi yüceltmek çoğu kez onu bozma dürtüsüyle yanyana gider:
Cinsel saflığın sembolleri, herhalde pornografik imajlardan çok daha fazla arzu uyandırmaktadır.
Bir tanrı (ya da belli bir ebeveyn türü) şöyle söyleyebilir: "Bana karşı itaatkar olursan, hayatını kollar, güvence altına alır ve seni severim; ancak bu, yasakladığım her şeye razı gelmen şartına bağlıdır." itaat birçok şeyi yasaklayan yasak olmayan haz haline gelir. Ve bu da esasında yasaklanmış bir dünya yaratır.
Suçluluk, bize ne yapmamamız gerektiğini hatırlatarak, ne isteyebileceğimizi gösterir; bize ahlak duyumuzu, ne istediğimizle ne istemeyi istediğimiz arasındaki farkı gösterir. İkili bir hayat ihtimali olmadan, ahlak da olamaz.
Eğer hayata bir başkasının vücudunun parçası olarak başlıyorsanız, bağımsızlığınız bir uzvun koparılmasıdır. Çift olmak bize aynı zamanda bir başkası olduğumuzu, biriyle tek parça olduğumuzu hatırlatır, bizi yeniden buna ikna eder. Aşık olan (ya da yasta olan) herkesin bildiği gibi, kibarca ayrılık denilen şey aslında bir uzvun koparılmasıdır. Büyümek hayali bir uzuv haline gelmektir; aşık olmak bir uzuv edinmektir.
Tekeşlilik en iyi haliyle, beraber ölünecek birini bulma dileğidir; en kötü haliyle ise hayatta olmanın dehşetlerine bir şifa. Bu ikisi sık sık karıştırılıyor.