2. Abdülhamit, 16 Şubat 1878’de Meclis’i tatil etti ve tam 30 yıl toplantıya çağırmadı. Kanuni Esasi’ye ise hiç dokunmadı. Anayasa hep yürürlükte görünüyordu. Devlet salnamelerinde gösteriliyordu, ama ondan söz etmek suçtu. 2. Abdülhamit, Kanuni Esasi’yi yürürlükte tutarak hem monarşik yönetimine -en azından görünüşte- anayasal bir meşruiyet sağlıyor hem de gerektiğinde meşruiyete dönüş anahtarına sahip oluyordu.
Mazlumlar diyarında, İslam dünyasında tarih boyunca halkın kanını emen iki büyük düşman vardır: emperyalizm ve cehalet. Bu topraklarda son yüzyılda bu iki düşmanı da yenen tek lider Atatürk’tür.
Biz "Osmanlıyız" diyerek ayrıcalık olmasın diye Türklüğümüzü saklarken Rumlar Yunanlık, Bulgarlar Bulgarlık bilinci ile güçlendiler. Ama bizim idareciler "Türk'üm" diyeni hor görüp, suçladılar, cezalandırmaya kalktılar. Neymiş bölücülük olurmuş. Bulgar "Bulgar'ım" diyecek, Rum "Yunan'ım" diyecek; Kürt ve Arap kendisini ayrı millet sayacak, Türk kendi öz yurdunda susacak. Çöküşümüzün nedeni bu.
Osmanlıyız deriz, kendi kendimizi saklarız.. Niçin Yörük’üz, Türk’üz diyemeyiz? Türk’üz diyen bölücü de dışarıda koruyucuları, müdahalecileri olan Rum, Ermeni, Kürt, Arap davası peşinde koşanlar bölücü değil mi? İşte bu Batı kuklası hükümetin Türk’ü öz yurdunda mahkum eden zihniyeti Çayağzı’nda beni de tehdit ediyor…