Zehra, Nabizade Nazım’ın yazmış olduğu 1894 yılında yayımlanan ilk psikolojik roman denemesi olmasıyla, oldukça önemli görülen bir eserdir. Açıkçası kitaptaki çeşitli entrikalar olsun, iç çözümleme olsun hepsi mükemmeldi. Hele ki o dönemde yazıldığını düşünürsek neredeyse kusursuz olduğunu söyleyebilirim. Dilerseniz kitap içeriğine bakalım.
Şevket Bey, kitabın asıl kahramanı olan Zehra’nın babasıdır. Suphi ile beraber hem kurduğu güzel dostlukla hem de beraber iş yapması sayesinde kızını Suphi ile evlendirir. Suphi bu genç kadını sevmekle beraber Zehra’nın kıskançlığını evliliğin düzelteceğine inanmaktadır. Bir süre mükemmel bir evlilikleri olur. Kısa bir sürenin ardından Suphi’nin annesi geliniyle oğluna yardımcı olması için güzeller güzeli Sırrıcemal isimli bir yardımcı alır. Zehra’yı bu durum oldukça kızdırır ve kıskançlığını ne yazık ki dizginleyemez. Bir gün mutlaka bu cariyeye Suphi’nin gönlünü kaptıracağına inanır ve bu inanç günden güne kalbini soğutur. Kadının yaratılışından mıdır bilinmez lakin, Zehra’nın tüm bu yersiz kuruntularının hepsi doğru çıkmakla beraber evliliğinin bitmesine neden olacaktır. Derseniz ki yuva yıkanın yuvası olur mu? Ne yazık ki olmaz. Bu kitapta hırslı, kıskanç ve zeki bir kadının, kendisini aldattığı için sevdiği adamdan intikam alışının hikayesini okuyoruz. Elbette intikam kısmını tasvip etmemekle beraber Suphi’nin hazin sonuna “oh olsun” demedim değil.
Özetle ben bu kitabı çok beğendim. Doğrusu kitabın yazarı oldukça iyi bir iş çıkarmış. Tüm okurlara tavsiye ediyorum.