Önce kafasını gösterdi:
- Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
Sonra kalbini gösterdi:
- Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.
Alışkanlık gerçekliği aşar. Yaşamak niçin güneşte ısınmaktan ibaret olmasın ki... Düşkünlük, diyor yine dudaklarını kalp şeklinde büzüştürüp. Palavra, doğmak düşkünleşmek değil mi zaten?
Hiç koskoca çınarın tepesi, rüzgarda gürleye gürleye, gökte uçan bir bulutun hayatını yaşarken, ta aşağıdaki toprağa abanmış uyuz ayrıkotuna eğilip bakar mı?
... Bizimse vedalaşacak kimsemiz yoktu. Elvedalar bile salon mobilyaları gibi, ancak dünyalığı yolunda olanların kendilerine peşkeş çekebilecekleri bir lükstür.