Yalnızlık umudumu kırıyor; yanımda birilerinin olması üzerime ağırlık yapıyor. Başkalarının varlığı düşüncelerimi; o mevcudiyeti, bütün analitik dikkatimi kullansam da tanımlamakta aciz kaldığım, apayrı bir dalgınlıkla tahayyül ediyorum.
Anlamak için, kendimi yok ettim. Anlamak, sevmeyi unutmaktır. Leonardo da Vinci, insan bir şeye ancak anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyabilir, demiş. Bundan daha yanlış, aynı zamanda da daha mandalı bir söz bilmiyorum.
Şiiri okuduktan sonra, dar bir sokağa bakan pencereme gidip engin gökyüzüne, gökyüzündeki yıldız kalabalığına bakıyorum. Kendimi özgür hissediyorum, kanatlı, görkemli bir şey beni taşıyor adeta, titreyişi tepeden tırnağa bütün bedenimi sarıyor.
… biz ki hem hayatın, hem de gerçeğin içinde biten otlarız, biz ki camların hem içinde hem dışında biriken tozlarız, biz ki Yazgı’nın torunları, Tanrı’nın evletlıklarıyız…