bir kadının neresinden başlanırsa başlansın kolayca öldürebileceğini gördüm. kolundan budundan, gelmişinden geçmişinden, şakasından gülüşünden, batılı yaşam tarzını örnek aldığından, bakire(!) olmadığından, radyoda tüm sevenlere ve sevilenlere anonsuyla bir şarkı istettiği için, sinemaya gittiği için, pantolon giydiği için, dondurmayı yalayarak yediği için, kaşından, gözünden, bakışından... ben bu kitabı bunun için yazdım.
yıllar boyu bu meseleye kafa yoran biri olarak ortada bir kadınlık değil erkeklik sorunu olduğunu anlatabilmek için yazdım. erkekliğin bir tür delilik süreci olduğunu gösterebilmek için yazdım.
kabus gibi bir kabusun içindeyiz. ülkede erkek şiddeti cirit atıyor. attığını vuruyor. kadınlar kah bir otobüs durağında, kah bir büfede, en çok da sokak ortasında kolayca öldürülebiliyor. erkekler ava çıkmış gibiler. herhangi bir sebep veya herhangi bir yöntemle saldırabiliyorlar. saldırının nereden nasıl ne zaman geleceği bilinemiyor. ülkenin her yanındaki morglar vücutları morluklar ve ekinozlarla dolu kadın cesetleriyle dolup taşıyor. dövülen kadınların karınlarında ölen bebeklerin vücutlarında da morluklar gözleniyor. gassallar kadın cesetlerini yıkarken ağlıyor. polis, devlet, din, politika, hiçkimse ama hiçkimse maalesef hiçbir şey yapamıyor. ben bu kitabı bu kabustan uyanmak, uyanabilmek için yazdım.
ben bu kitabı yarın öldürülecek bir kadınmışım gibi son nefesimle yazdım. ben bu kitabı yarın bir kadın daha öldürülmesin diye yazdım. ben bu kitabı toplumsal duyarlılığa mütevazı bir katkı sunmak için yazdım.