Felsefeyi, bilmek ve sevmek temeli üzerine oturtmak, daha işin başında akıl ile kalp, akli olanla hissi olan, akletmek ile tefekkür etmek arasındaki yapay ayrım ve mesafeyi ortadan kaldırmak anlamına gelir. Bilmeyi saf aklın objektif-matematiksel bir eylemi olarak görmek ve nesnel kabul etmek, buna karşın sevmeyi hislerin bir tezahürü olarak görmek ve öznel bir tecrübe ile sınırlamak ve küçümsemek, Descartes sonrası Batı felsefesinin temel sapmalarından biridir.