Şem pervânenin şikâyetlerini işitince pervâneye şöyle der: Ateş diliyle gevher delen mum! Gözünden gözyaşı dökerek şöyle dedi: Ey canı yanmış Pervâne! Ben kendi ateşimle eriyorum. Gözümden kanlı yaş akıyorsa kendi halime ağlamamdandır.
Bir gece şem ve pervânenin sohbetinde kulak ve göz açık bir şekilde bulundum. Şem'in âşıkları öldürdüğünü, pervânenin de sırlarını işittim. Pervâne şem'e inleyerek şöyle dedi: Eğer benimle bir sevgi üzerine düşüncen varsa, neden benim yanmama rıza gösteriyorsun. Eğer ben bir köşede inliyorsam, niçin kendi halime ağlıyorum, gözyaşı döküyorum.
Tatlı canını ateşe helal kılmış, hali de perişan bir pervâne vardı. Yüzlerce ateş ve dert içinde olan bir mumu gördü. Sararmış yüzüne kanlı gözyaşı akıyordu. O, büyük bir gayretle bir yiğit misali kararsızca ateşin çevresinde dönerek, muma söyledi: Ey dert ve ateşin esiri! Ne gözyaşı döküp her gece sabaha kadar bir matem tutarsın. Mum güzel güzel gözyaşı saçarak, ağlayıp inleyen pervâneye (şöyle) dedi: Tatlı heyecan benim gücümü tüketti. Ayrılık derdinden dolayı gönlümde kederim var. Kendi Şîrîn' imden uzağım. Ferhâd gibi yârin ayrıldığında tatlı canımı feda ederim. İşte bu kandil, benim her mecliste aradığım yârim içindir.
Pervâne şem in altından ve üstünde çok dolaştı , şem i baştan ayağa her tarafını öptü, onun sevgili olan mum göz kırpıp çağırınca, kendini ateşe attı...