Hiçbir hanedan mensubunun kanı dökülmez, ancak boğularak öldürülürdü.
Bu neden böyleydi acaba? Onları başka renkte miydi, yoksa öyle olduğunu sanmamızı mı istiyorlardı? Kanlarının biz âcizler gibi kırmızı olduğunun görünmesinden mi korkuyorlardı?
Ömer Zülfi Livaneli'nin evrensel boyuta ulaşmış bir eserini okuyup bitirdiğimi düşünüyorum. Çünkü farklı ülkelerde yaşanmış ve cereyan etmiş olaylar silsilesini kitapta okumak söz konusu.
Roman karakterimizin ve onun başından geçen çok farklı olayların derinlemesine ve hissederek yaşadığımız bir kitap olmuş bence. Eğer temiz bir kalemden sağlam bir olay örgüsüne dayalı bir roman okumak istiyorsanız bu kitabı mutlaka öneririm.
Ben kitabın içine sürüklenip adeta roman kahramanımız gibi olayları yaşadım. Derin hikâyelerin anlatıldığı bir başyapıt gerçekten. Türkiye'nin ve geçmiş dönem Nazi Almanya'sının gerçeklerine değiniyor. Kendinizi Türkiye'deki bir Rum kadının acısını hissederken akabinde Alman bir erkeğin tutku ve hasret dolu aşkına tanık ederken bulacaksınız.
Anlamlı ve özgün bir eser olmuş. Gerçekten de Livaneli'nin en çok satan/okunan kitaplarından birisinin olduğunu kitabı okurken nedenleriyle birlikte anlıyorsunuz.
Zülfü LivaneliSerenad
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmemek gerek; bunu yapabilmek için de adil olan güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlük kılamadığınız için de güçlü olanı haklı kıldık.