İnanca zemin teşkil edecek ne kalmıştı ki. Aklıma gelen ilk şey umut, ikincisi korkuydu. Umut terk etmişti beni, korku hala tanıdıktı. Fakat tek başına korku tutamaz tanrıları, tanrılar çok mağrurdurlar, onları sevmekte gerekir: Umudu olmayansa sevmez onları.
Dış dünyamın kalitesinin daha iyi ya da daha kötü olmasının benim temel sorumluluğum olduğunu, hayatımdaki tersliklerin ve bazen trajik olayların Oluş seviyeme bağlı olduğunu, ve bunların yalnızca, korkularımın, yıkıcı düşüncelerimin ve olumsuzca kurduğum hayallerimin maddeleşmiş halinden başka bir şey olmadığını farkettiğim andan itibaren, şikayet etmekten, başkalarını suçlamaktan, pişmanlık duymaktan ya da kendime acımaktan vazgeçtim.