''İnsan, pergel gibi olmalı.'' dedi Kaynamış, ''Pergel gibi bir ayağı sabit, diğeri gezgin. Gezgin olan cesurdur. Dış dünyaya açılır. İki ayağı sabit olanlar çürür; iki ayağı havada olanlarsa savrulur gider.''
''Çürüyoruz!'' diye bağırdı, ''Çürüyoruz çünkü hareket etmiyoruz. Hep aynı yerdeyiz. Zihinlerimizi havalandırmıyoruz. Zihin penceresi kapalı olanlar, rutubete ve çürümeye maruz kalırlar. Okumuyoruz, düşünmüyoruz. Aynı görüşleri farklı cümlelerle tekrarlayıp duruyoruz. Çürüyoruz.''
''Bakın, düşüncelerimizi makaslamadan açığa vuramıyoruz. Başımız belaya girer diye düşünmekten ve düşüncemizi açığa vurmaktan korkuyoruz. Başkası duyar diye kendimizle bile konuşmaya cesaret edemiyoruz. Dışlanmaktan, ötelenmekten korkuyoruz. Makassız sokağa çıkamıyoruz. Eskiden anlaşılmama kaygısı duyan insan, bugün yanlış anlaşılmaktan korkuyor. Kalbimize bile makas atmadan sevemiyoruz. Dilimizi, ruhumuzu, hayatımızı makaslıyor ya da makaslatıyoruz. Söyleyin, makas varken kimi seveyim?''
''Güzele kapalı, kötüye açık değil mi insanların gözü? Dünyada milyonlarca güzel şey varken güzelliği göz ardı eden insan; kötülüğe, karamsarlığa gelince gözünün tüm pencerelerini sonuna dek açmıyor mu?''