Ne farkeder birbirimize yoksulsak, birbirimize sakat kediler gibi sokulsak
Almayayım ayrılığı ayağımın altına, yeter ki üzülme sen
Kana çabuk karışsın diye içkine toz şeker koymamalısın
Kalbe çabuk karışsın diye hasrete yalnızlık koymamalısın
İnsan hep yanında istiyorsa birini, iki kişilik ömür sürdürmeli
Şimdi kalk, kapat gazı, bir anlamı yok sevişmeden ölmenin.
Bir gök yapıyorum deniz kabuklarından
Senin çocukça gülüşüne benzer bir gök
Tersyüz ettikçe onları bir solan bir parıldayan
Bak, sana bir şey söyleyeyim mi sevdam?
Vardır ya hani bir deniz kazasından
Yeni kurtulmuş bir çocuğunun gözleri
Bir yaşam boyu şaşkın ve kımıldamadan bakan.
Kumsala çiziyorum ellerini , bir dalga gelişigüzel siliyor Bense usanmadan bir başka sana koşuyorum...
Eski zamanlarda doğanın şiddetli hareketlerini kötü niyetli ya da yaramaz tanrılar panteonuna atfetmek olağandı. Genellikle felakletler, bir şekilde tanrıları kızdırmış olduğumuzun işareti olarak algılanıyordu.
Irkçı dışlanmayı ya da aşağılamayı her zaman diğer kişi için acınası buldum. Bunu hiçbir zaman içselleştirmedim. Her zaman bu insanlarla ilgili kusurlu bireyler olduğunu düşündüm.