Yaşamın alt metninde ölüm konuşuyordu sanki. Susmuyordu, sesini işitmediğim tek saniye olmadı gibi. Sanki, bütün yaşam sahnelerimde, intihara yeltenen hayatımın son sahnesi asılıydı tüm ürkünç donukluğuyla.
Ne yaşamayı becerebilmiştim ne de ölmeyi. Yarı ölü, yarı canlı değildim, yanılma sakın: hayıtımın geri kalanında – hatta şu an, sana bunları anlattığım şu dakikada bile – ne ölü biriydim ne de yaşayan… Ben yaşayan biri değildim artık, yalnızca, ölmemiş bir kimseydim. Ölememiş…