Çocukken kendimi bir kovana benzetiyordum. Çeşit çeşit, basit ve silik insanlar, arılar gibi içime, insana ve hayata dair bilgi ve duygularının balını taşır, her biri elinden geldiği kadar cömertçe, ruhumu zenginleştirirdi. Çoğu kez bu bal kirli ve acı olurdu, ama yine de baldı!
Dedemin Tanrısı içimde korku ve antipati uyandırıyordu. O, hiç kimseyi sevmez, her şeyi eleştirel gözlerle kollar, insanın kötü taraflarını, işlenen günahları bulup çıkarırdı. Kullarına inanmadığı apaçıktı; her zaman tövbe etmelerini bekler ve cezalandırmaktan hoşlanırdı.