Ve kendime soruyorum: Hayallerim nerede? Kafamı sallayıp mırıldanıyorum: Zaman nasıl da geçiyor! Ve sonra kendime bir daha soruyorum: Zamanını nasıl geçirdin, hayatının en iyi yıllarını nereye gömdün? Yaşadın mı, yaşamadın mı? Bak, diyorum kendime, dünyadaki her şeyin nasıl solup soğuduğuna bak. Birkaç yıl daha geçecek, ardından bunu mutsuz bir yalnızlık izleyecek, daha sonra sarsak yaşlılık değneğiyle birlikte gelecek, daha sonra da çaresizlik ve yıkım olacak. Olağanüstü dünyan yok olacak, hayallerin çürüyüp ölecek, ağaçlardan düşensarı yapraklar gibi dağılacak.
Yalnız kaldığı an, perdeleri aralıyor. Gökyüzüne bakıyor. Ay bulutlar arasında. İyice belirgin. Dünya ve evren nasıl bir bilmece. Aynı çocuğun baktığı ay gibi. Boşlukta.
“Yaşamı aşama aşama yaşayacaksınız ama mutlaka bir bütün olarak düşünün. Gün gelip de bu hayata veda etme zamanı geldiğinde, “Yaşamımda kendim olarak var mıydım, gönlümce yaşadım mı?” Sorusuna nasıl yanıt verdiğiniz önemli.”
Olgun ebeveyn aileyi tavrı ve dinlemesiyle yönetir. Dinleyen kişi dinlediğine varoluşuyla, duruşuyla, tavrıyla ne diyor;
"Seni önemsiyorum," diyor.
"Seni olduğun gibi kabul ediyorum," diyor.
"Sana tekliğin içinde değer veriyorum, eşin benzerin yok ve ben bunun farkındayım," diyor.