Punisher hiçbir zaman çok ilgimi çeken bir karakter olmamıştı. Varlığından hep haberdardım ve Max serisinin ne kadar övüldüğünü de hep biliyordum, ama hiç okumadım, okumak istediğim de olmadı
İlk olarak belirtmek isterim. Bu kitabı yanlış anlamış olmaktan çok korkuyorum. Belki de aslında tüm hikaye çok basittir, tüm betimlemeler çok anlaşılırdır, yazar aslında bize oldukça somut bir
Az sonra öyküleri teker teker yorumlayacağım ama önce kitap ile nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum. Kitabın yayınlandığından haberim yoktu benim. Bir gün kitapçının birinin raflarında öylesine
H. P. Lovecraft 'ın korku edebiyatı için önemi tartışılamaz. Bir çok yazara ilham olmuş, hala da olmaya devam ediyor. Kendisi de benim en sevdiğim yazarlardan biri. Bu kitap da ondan ilgimi çekti zaten.
Kitaba bir biyografi demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Kitapta Lovecraft'ın hayatına dair bolca bilgi var ama kitap size Lovecraft'ın hayatını anlatmıyor, kitap size Lovecraft'ı anlatıyor. Lovecraft'ın hayatının yanında kişiliği ve yazma tarzı hakkında da bolca bilgi var.
Kitap Stephen King'in önsözüyle başlıyor. Okuması oldukça keyifli bir önsözdü. Kitabın kendisine gelirsek ise, yazarın Lovecraft'ı sevdiğini söyleyebiliyorsunuz. Bu, yazarın samimi üslubu ile de birleşince kitap okuması çok keyifli bir eser haline gelmiş. Eserlerinden ve mektuplarından alıntılar ile desteklenmiş aynı zamanda.
Kitabın Lovecraft'ın eserlerine ve eserlerini oluşturan unsurlara değinen ikinci bölümünün Lovecraftvari hikayeler yazmak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Lovecraft'ın hayatına değinen üçüncü bölüm ise yer yer tatlı, yer yer üzücü, yer yer ise ırkçılık dolu.
Kısacası bu kitap
Michel Houellebecq'in Lovecraft'a yazdığı bir aşk mektubu. Her sayfası üstada saygı duruşu niteliğinde. Ve siz de Lovecraft'ı seven bir okursanız, bu kitabı kaçırmamanızı öneririm.