"Kilise" daha becerikli davranarak metafiziğin zeminine Eflatun'u koyabilseydi, Grek-Latin-Kilise diyarı hakkında anlattıklarımızın görülebilmesi bir hayli zor olurdu. Ancak, fikri kökeni itibariyle Eflatun'un "zemin" olarak alınmasında, "Kilise" açısından büyük bir imkânsızlık bulunmaktadır.
Kant, "birey"i tesis etme faaliyetinde iki noktayı esas alır:"Ruh(Seele)'un idrak edilemeyeceği, bu sebeple de bilinemeyeceği" ve "saf düşünme yetisi(reinen Vernunft)'nin, ruh'tan bağımsız olarak tesis edilmesi gerektiği".
Burada, Kant'ın tuttuğu işin özü, "birey'in esasını, 'saf düşünme yetisi' olarak ortaya koyarken, bu yetiyi, birey'de bulunup da bu yetinin 'kabı' olabilecek 'şey'den 'arıtmak' "tır; "birey"in 'idrak edilebilir esası'ndan ruh(Seele)'u gidermek"tir.
Kant'ın, "ruh(Seele)"un "idrak edilebilir" bir zemin olarak "birey"den "giderilmesi" yönünde oluşturduğu uzun ve ayrıntılı iddialar manzumesi, bizzat bu manzumenin kuruluşu itibariyle hatalıdır. Üstelik, Kant, kendi uzun ve ayrıntılı analizler ve iddialar manzumesi neticesinde "saf düşünme yetisi"ni de tesis edememiştir. Bu itibarla, yani "birey"i tesis edememiş olması sebebiyle, Kant'ın, "pratik düşünme yetisi"ni ve buna bağlı olarak da "ethik"i tesis etmiş olduğu da söylenemez.