Reşad Ekrem Koçu’nun en sevdiğim romanım dediği bu eser, bir polisiye olsa da klasik polisiye romanlarından farklı bir tat sunuyor. Yazar eski İstanbul’un atmosferini yansıtırken özellikle Galata'nın sokaklarını, gece hayatını, karanlık ve kozmopolit yapısını işliyor. Bu yönüyle eser aynı zamanda bir şehir hikayesi özelliği de taşıyor.
Bıçakçı Petri, bir fahişenin oğludur. İlk cinayetini 1871 yılında, henüz 13–14 yaşlarındayken işler. Toplamda 14 cinayet işledikten sonra 24 yaşında öldürülüyor. Petri’nin ana dili Rumcadır; ayrıca İtalyanca ve Arnavutça da biliyor.
Petri fiziksel olarak da dikkat çekici bir karakter: uzun boylu, koyu ela gözlü ve yüzü ''aşırı derecede'' güzeldir. Cinayetlerinde, genellikle kurbanlarını kalp bölgesinden bıçaklıyor. Cinayet öncesinde avuçlarını koklayarak kan kokusunu alması, karakterine özgü tuhaf ama dikkat çekici bir detay. Ayrıca cinayetlerinden sonra ''şıpıdık'' ayakkabılarını olay yerinde bırakıp yalınayak uzaklaşıyor. Eser boyunca Petri, birçok farklı liman ve şehirde bulunuyor.
Kitabın en önemli özelliklerinden biri, kurmaca ile gerçeğin iç içe olması. Yazarın da belirttiği gibi Petri tarihsel olarak gerçekten yaşamış biri; onunla ilgili ayrıntıların bir kısmı gazete haberleri, zabıta kayıtları ve anı defterlerinden oluşsa da, büyük kısmı kurmacadır.
Sonuç olarak Galata Canavarı: Bıçakçı Petri, polisiye unsurlar taşısa da tarihi, şehir yaşamını ve belgesel anlatımını bir araya getiren bir eserdir.
Benim gibi, içinde eski İstanbul geçen romanları seviyorsanız, bu kitabı özellikle okumanızı tavsiye ediyorum.
Veysel kendisinden az kabaca bir arkadaşıydı. Sayısız geceler yarı aç, yarı tok birbirlerine sokulup yatmışlardı, rüyada yiyip içerek, rüyada ısınarak...Veysel geçen kış bir mahzende donmuştu. Çopur da yakın bir aşinası ve kendisinden en az 15 yaş büyük bir ayyaştı. Bekar odasında mangalda kömür yakmış ve kömürden zehirlenerek ölmüştü. İkisini de belediyeciler bir eşek arabasına koyup götürmüşler, işte o Aşıklar Mezarlığı'nın alt eteğindeki çürüklüğe gömmüşlerdi. Çürüklük, üzerlerine taş dikilmeyen kimsesizler yeriydi.