"Trenin tünelden çıkması gibi çıkılmıyor yastan," diye yazıyor Julian Barnes: " Martının denizdeki petrol sızıntısından çıkışı gibi çıkıyorsunuz. Üzeri katranla sıvanmış, can yakan kuş tüyleriyle."
Boş lavaboya bakarken kendi kalp atışlarınızı duyuyorsunuz. Kendinize katlanmaya daha fazla dayanamıyorsunuz ama kendinizi terk edemiyorsunuz da; çaresizlik bu iki uç arasında gidip gelen, içinizi kemiren bir işkenceye dönüşüyor...
Ama günümüzün kahramanlıklarına sadece tehlikenin ortasına atılabildikleri için değil aynı zamanda toplumdan dışlanma riskini göze alabildikleri için de hayranlık duyarız. Cesur olanlar adaletsizliklere karşı seslerini yükseltebiliyorlar ya da baskı karşısında inandıkları şeyleri savunabiliyorlar. Aşağılamaya zaten hazır bir kültürde farklılıklarımızı göstermek cesaret istiyor...
Cesaret sadece "tehlike karşısında sarsılmadan durma" ve saldırma arzusuna yenilmeme becerisi değil aynı zamanda acıya soğukkanlılıkla katlanma sabrı ve "umutlu olabilme gücü" ve tüm davranışlarımıza içtenlikle ve özenle yaklaşmamızı sağlayan "azamet" hissiydi...