Uygarlık ölçülerinin herkesten aynı cinsel davranışları istemesinin toplumsal bir haksızlık olduğu apaçıktır. Çünkü bazı kimseler yapıları dolayısıyla bu ölçülere kolayca uyuyabildikleri halde başkaları ağır ruhsal fedakarlıklarda bulunmak zorunda kalmaktadırlar.
Hayatın istedikleri (talepleri) yanında, erotizmden doğan ve tek tek insanları çeşitli konularda vazgeçişlere sürükleyen akrabalık ve yakınlık duyguları bulunduğu da doğrudur. Uygarlığın gelişiminde vazgeçmenin de olumlu bir rol oynadığını görüyoruz. Bu vazgeçiş içindeki tek tek ilerleyişler din tarafından yasalaştırılmıştır ve kutsallaştırılmıştır. Çünkü dinde, tek tek insanların yüz çevirdiği içgüdüsel tatminler, Tanrı'ya birer fedakârlık gibi sunulmuş ve böylece elde edilen ortak zenginlik "kutsal" olarak tanıtılmıştır. Manevi ve maddi yapısı dolayısıyla içgüdülerini aynı şekilde ortadan kaldıramayan kimseler ise toplum karşısında bir "suçlu" ya da "kanun dışı" haline gelmiştir. Ama böyle bir kimsenin durumu ve olağanüstü yatkınlıkları sayesinde kendini büyük bir adam ya da bir "kahraman" olarak kabul ettirmesi de kabildir.