FÂ'RÛĶ profil resmi
390 okur puanı
05 Eki 2018 tarihinde katıldı.
  • Gayet mühim bir suale verilen çok ehemmiyetli bir cevabı burada yazmağa münasebet geldi. Çünki kırk sene evvel Eski Said, o dersinde bir hiss-i kable'l-vuku' ile Risale-i Nur'un hârika derslerini ve tesiratını görmüş gibi bahsediyor. Onun için o sual ve cevabı yazacağız.
  • ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    ﺍٔﺣﻤﺪﻩ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺣﻤﺪًﺍ ﺑﻠﺎ ﺣﺪّ، ﻭﺍٔﺻﻠﻲ ﻋﻠﻰ ﺭﺳﻮﻟﻪ ﺳﻴﺪﻧﺎ ﻣﺤﻤﺪ ﻭﻋﻠﻰ ﺍٓﻟﻪ ﻭﺻﺤﺒﻪ ﺳﺎﻟﻜﻲ ﺍﻟﻄﺮﻳﻖ ﺍﻟﺎٔﺳﺪّ

    ﻭﺑﻌﺪ: ﻓﺎﻋﻠﻢ ﺍٔﻧﻪ ﻣﻦ ﻳَﺮُﻡْ ﺍٔﻥ ﻳﻌﺮﺝ ﺍﻟﻰ ﺳﻤﺎﺀ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ، ﻭﻳﺴﻢ ﺍٔﻥ ﻳﺴﺮﺡ ﻓﻜﺮﻩ ﻓﻰ ﺭﻳﺎﺽ ﺍﻟﺪﻗﺎﺋﻖ، ﻭﻳﻄﻠﺐ ﻣﻴﺰﺍﻧًﺎ ﻟﺘﻤﻴﻴﺰ ﺍﻟﻜﺎﺫﺏ ﻋﻦ ﺍﻟﺼﺎﺩﻕ، ﻭﻣﻜﻨﺴﺔ ﻟﺘﻜﻨﻴﺲ ﻏﺒﺎﺭ ﺍﻟﺎٔﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺸﻘﺎﺋﻖ، ﻭﺟﻨﺔ ﻳﺮﻭﺽ ﻓﻴﻬﺎ ﺟﻴﺎﺩ ﺍﻟﺎٔﻓﻜﺎﺭ، ﻭﺟُﻨﺔ ﻳﺪﺍﻓﻊ ﺑﻬﺎ ﻧﻀﺎﻝ ﺍﻟﺴﻘﻴﻤﺔ ﻣﻦ ﺍﻟﺎٔﺧﻴﺎﺭ، ﻭﻣﻀﻤﺎﺭًﺍ ﻳﺒﺎﺭﺯ ﻓﻴﻪ ﺍﻟﺎٔﺑﻄﺎﻝ ﻣﻦ ﺍﻟﺎٔﺟﺒﺎﺭ: ﻓﻌﻠﻴﻪ ﻳﺘﺪﺭﺱ ﻭﺗﺪﺭﻳﺲ ﻫﺬﺍ ﺍﻟﻜﺘﺎﺏ.. ﻟﺎٔﻧﻪ ﻗﺪ ﺑﻨﻲ ﻋﻠﻰ ﺍٔﺳﺎﺳﻲ ﺗﻬﺪﻳﻢ ﺍﻟﺨﻄﺎٔ ﻭﺗﻌﻤﻴﺮ ﺍﻟﺼﻮﺍﺏ، ﻭﺍٔﺻﻠﻰ ﺗﺼﻘﻴﻞ ﺍﻟﺎﺳﻠﺎﻣﻴﺔ ﻋﻦ ﺍﻟﻮﻫﻤﻴﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﻌﺎﺏ، ﻭﺗﺼﻔﻴﺔ ﺍﻟﻌﻘﺎﺋﺪ ﻋﻦ ﺍﻟﺨﺮﺍﻓﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﺸﺎﺏ.. ﻛﻴﻒ ﻟﺎ، ﻭﻗﺪ ﺍٔﺧﺮﺝ ﺗﻠﻚ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ ﺍﻟﻤﻮﻭٔﺩﺓ ﻓﻲ ﺍٔﺧﺎﺩﻳﺪ ﺍﻟﺨﺒﺎﻟﺎﺕ، ﻭﻓﺾ ﺍٔﻓﻮﺍﻩ ﺍﻟﺎٔﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻣﻜﻨﻮﻧﺎﺕ ﻫﺎﺗﻴﻚ ﺍﻟﻨﻜﺎﺕ. ﻓﺤﻞ ﺍﻟﺎٔﺫﻫﺎﻥ، ﻭﺍٔﺫﻫﻦ ﺍﻟﻔﺤﻮﻝ، ﻭﺳﻤﺢ ﺑﻪ ﺛﺎﻗﺐ ﺍﻟﺎٔﻓﻜﺎﺭ، ﻭﺍٔﻓﻜﺮ ﺍﻟﻌﻘﻮﻝ ﻭﺧﺎﻃﺮ ﻛﻞ ﻣﺎ ﻳﻮﺻﻒ ﺑﻪ ﻓﻬﻮ ﻓﻮﻗﻪ ﻭﻟﻮ ﺑﺬﻝ ﺍﻟﻮﺍﺻﻒ ﻓﻲ ﺍٔﻃﺮﺍﺋﻪ ﻃﻮﻗﻪ

    ﻭ ﺍﻥ ﺷﻜﻜﺖ ﻓﻴﻤﺎ ﺍٔﻗﻮﻝ ﻓﻴﻪ، ﺍﻧﻈﺮ ﺍﻟﻰ ﺍﻟﻔﺮﺍﺋﺪ ﺍﻟﺴﺎﻗﻄﺔ ﻣﻦ ﻓﻴﻪ

    ﻭﻳﺤﻖ ﺍٔﻥ ﻳﻘﺎﻝ ﻓﻲ ﺗﺎٔﻟﻴﻔﻪ

    ﺑﺪﻳﻊ ﺍﻟﻨﺴﺞ ﻭﺍﻟﺎﺳﺪﺍﺀ ﺍﻧﺸﺎ ٭ ﻣﻦ ﺍﻟﺘﻌﻴﻴﺐ ﻭﺍﻟﺘّﻐْﻴﻴﺮ ﺣﺎﺷﺎ

    ﻛﺘﺎﺑًﺎ ﺑﺎﻟﻠﺎٓﻟﻲ ﻗﺪ ﺗﻮﺷﺎ ٭ ﺍٔﻧﺎﺳﻲ ﺍﻟﻨﺼﻮﺹ ﻗﺪ ﺗﺤﺸّﺎ
    ﻣﺮﻯٔ ﺍﻟﺼﺪﻕ ﻭﺍﻟﺤﻖ ﺍﻟﻤﺒﻴﻦ ٭ ﻭﻳﻮﻣﻲ ﻟﻠﻜﻨﻮﺯ ﺗﺤﺖ ﻏﻴﻦ

    ﻭﻟﺬﻱ ﺍﻟﺪﻳﻦ ﻭﺍﻟﺎٔﺣﺒﺎﺏ ﺯﻳﻦ ٭ ﻛﻤﺎ ﻟﻠﻘﺎﻟﻲ ﻭﺍﻟﺤﺴﺎﺩ ﺷﻴﻦ

    ﻳﻤﺰﻕ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺤﻖ ﻣﻴﻨﺎ ٭ ﻳﻌﻤّﻰ ﻟﺬﻭﻱ ﺍﻟﺎﻟﺤﺎﺩ ﻋﻴﻨًﺎ

    ﻣﺤﻚ ﻟﻠﻨﺤﻮﻝ ﻣﻦ ﻧﻘﻮﻝ ٭ ﻭﻗﻴﺪ ﻟﻠﻌﻘﻮﻝ ﻣﻦ ﻓﺤﻮﻝ

    ﺟﺪﻳﺮ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠّﺪ ﻓﻲ ﻧﺤﻮﺭ ٭ ﻣﺤﺎﻓﻈﺔ ﺍﻟﺤﺪﻭﺩ ﻭﺍﻟﺜﻐﻮﺭ

    ﺧﻠﻴﻖ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠﺪ ﻓﻲ ﺍﻟﻌﻨﺎﻕ ٭ ﻟﻀﺮﺏ ﺍﻟﻔﺮﻕ ﻓﻲ ﺭﺍٔﺱ ﺍﻟﻨﻔﺎﻕ

    ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻄﺮﻑ ﻣﺘﻰ ﻳُﺴﻄﺮ ﺳُﻄُﺮ ٭ ﻩ ﻟﺎ ﻳﻌﺸﺎﻩ ﻃﻮﻝ ﺍﻟﺪﻫﺮ ﻋﻮﺭ

    ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻘﻠﺐ ﺑﺎﻥ ﺗﻜﺘﺐ ﺍٔﺣﺮﻯ ٭ ﻭﺍٔﻥ ﺗﺠﻌﻞ ﻣﻜﺎﻥ ﺍﻟﺤﺒﺮ ﺗﺒﺮًﺍ

    ﺻﻐﻴﺮ ﺍﻟﺠﺮﻡ ﺗﺒﺮﻯ ﺍﻟﻤﺜﺎﻝ ٭ ﻛﻤﺮﻗﺎﺓٍ ﺍﻟﻰ ﺍٔﻭﺝ ﺍﻟﻜﻤﺎﻝ

    ﻛﺜﻴﺮ ﺍﻟﺮﻣﻮﺯ ﻭﺍﻟﻤﻌﻨﻰ ﺩﻗﻴﻖ ٭ ﻭﻋﻦ ﺩﺭﻛﻪ ﺫﻭ ﺍﻟﻄﻌﻦ ﺳﺤﻴﻖ

    ﻫﻠﺎﻝ ﺍﻟﺸﻚّ ﻣﻌﻨﺎﻩ ﻓﺤﺪﺩ ٭ ﺑﻜﺤﻞ ﺿﺪّﻩ ﺍﻟﻌﻴﻦ ﻓﺮﺍﻭﺩ

    ﻭ ﺍﻧﻲ ﻟﺎ ﻳﻜﻮﻥ ﺫﺍ ﻛﺬﺍ ﻛﺎ ٭ ﻭﻳﺨﺘﺼﻢ ﺑﻜﺘﻔﻴﻪ ﺍﻟﺴﻤﺎﻛﺎ

    ﻭﻗﺪ ﺍٔﻧﺸﺎﻩ ﺭﺍﺯﻱّ ﺍﻟﺎٔﻭﺍﻥ ٭ ﻣﺠﻴﺪ ﻟﻠﺒﺪﻳﻊ ﻓﻲ ﺍﻟﺰﻣﺎﻥ

    ﻭﺫﺍ ﺍﻟﻌﺼﺮ ﺑﻪ ﻳﻌﻠﻮ ﻭﺳﺎﻡ ٭ ﻟﺬﺍ ﺍﻟﺘﺎٔﻟﻴﻒ ﺗﺎﺭﻳﺦ ﺗﻤﺎﻡ

    Yakînin kâşifi olmakla, miftah-ı belâgattır
    Hakikat olduğu şey'e, menar-ı ihtida odur
    Hakk'ın keşşafı olmakla, belâgatça misalsizdir
    Belâgatta olan, esrara bir misbah-ı vehhacdır
    Mesailden ne şey müşkil olursa onda zahirdir
    Bütün esdaf-ı elfazda esrar-ı belâgattır
    Hakk'ın cevher-i âlîsiyle elmas-ı hakikattan
    Şükûke karşı yapılmış olan bir seyf-i kàtı'dır
    Müzehheb basamaklı şu semavat-ı kemalâta
    Urûc etmek için hakkıyla bir nuranî mirkattır.
    Abdülmecid
  • 1- Evet saadet-i ebediye olmazsa nizam, bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır. Cemi' maneviyat ve revabıt ve niseb, hebaen gider. Demek nazzamı, saadet-i ebediyedir.
    2- Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlahiye, kâinattaki riayet-i mesalih ve hikem ile mücehhez olduğundan, saadet-i ebediyeyi ilân eder. Zira saadet-i ebediye olmazsa, kâinatta bilbedahe sabit olan hikem ve fevaide karşı mükâbere edilecektir.
    3- Neam, akıl ve hikmet ve istikra'ın şehadetleriyle sabit olan hilkatteki adem-i abesiyet; haşr-i cismanîdeki saadet-i ebediyeye işaret, belki delalet eder. Zira adem-i sırf, herşeyi abes eder.
    4- Evet fıtratta, ezcümle âlem-i suğra olan insanda, fenn-i menafi'ü'l-a'zânın şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösterir ki: İnsanda olan istidadat-ı maneviye ve âmâl ve efkâr ve müyulatının adem-i israfını isbat eder. O ise, saadet-i ebediyeye namzed olduğunu ilân eder.
    5- Evet öyle olmazsa umumen kurur, hebaen gider. Feyâ lil'aceb!. Bir cevher-i cihanbahanın kılıfına nihayet derece dikkat ve itina edilirse, hattâ gubarın konmasından muhafaza edilirse, nasıl ve ne suretle o cevher-i yegâneyi kırarak mahvedecektir? Kellâ!.. Ona itina, onun hatırası içindir.
    6- Evet sâbıkan beyan olunduğu gibi cemi' fünunla hasıl olan, istikra-i tâmla sabit olan intizam-ı kâmil, o intizamı ihtilalden halâs eyleyen ve tekemmül ve ömr-ü ebedîye mazhar eden haşr-i cismanînin sadefinde olan saadet-i ebediyeyi bizzarure iktiza eder. 7- Evet, saatin sâniye ve dakika ve saat ve günleri sayan çarklarına benzeyen yevm ve sene ve ömr-ü beşer ve deveran-ı dünya, birbirine mukaddime olarak döner, işler. Geceden sonra sabahı, kıştan sonra baharı işledikleri gibi, mevtten sonra kıyamet dahi o destgâhtan çıkacağını haber veriyorlar. Evet insanın her ferdi, birer nev' gibidir. Zira nur-u fikir onun âmâline öyle bir vüs'at vermiş ki; bütün ezmanı yutsa tok olmaz. Sair enva'ın efradlarının mahiyeti, kıymeti, nazarı, kemali, lezzeti, elemi ise cüz'î ve şahsî ve mahdud ve mahsur ve ânidir. Beşerin ise ulvî, küllî, sermedîdir. Yevm ve senede olan çok nevilerde olan birer nevi kıyamet-i mükerrere-i nev'iye ile insanda bir kıyamet-i şahsiye-i umumiyeye remz ve işaret, belki şehadet eder.
    8- Neam, beşerin cevherinde gayr-ı mahsur istidadatında mündemiç olan gayr-ı mahdud olan kabiliyattan neş'et eden müyulattan hasıl olan lâyetenahî âmâlinden tevellüd eden gayr-ı mütenahî efkâr ve tasavvuratı; mâvera-yı haşr-i cismanîde olan saadet-i ebediyeye elini uzatmış ve medd-i nazar ederek o tarafa müteveccih olmuştur.
    9- Neam, Sâni'-i Hakîm ve Rahmanürrahîm'in rahmeti ise; cemi' niamı nimet eden ve nıkmetlikten halâs eden ve kâinatı firak-ı ebedîden hasıl olan vaveylâlardan halâs eyleyen saadet-i ebediyeyi nev'-i beşere verecektir. Zira şu herbir nimetin reisi olan saadet-i ebediyeyi vermezse, cemi' nimetler nıkmete tahavvül ederek, bizzarure ve bilbedahe ve umum kâinatın şehadetiyle sabit olan rahmeti inkâr etmek lâzım gelir.
    İşte ey birader!.. Mütenevvi olan nimetlerden yalnız muhabbet ve aşk ve şefkate dikkat et. Sonra da, firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalîyi nazara al! Nasıl o muhabbet, en büyük musibet olur! Demek hicran-ı ebedî, muhabbete karşı çıkamaz. İşte saadet-i ebediye, o firak-ı ebediyeye öyle bir tokat vuracak ki, adem-âbâd hiçâhiçe atacaktır.
    10- Neam, sâbık olan beş mesleği ile sıdk ve hakkaniyeti müberhen olan Peygamberimizin lisanı, haşr-i cismanînin definesindeki saadet-i ebediyenin anahtarıdır.
    11- Neam, yedi cihetle onüç asırda i'cazı musaddak olan Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, haşr-i cismanînin keşşafıdır ve fettahıdır ve besmelekeşidir.
  • 1- Evet saadet-i ebediye olmazsa nizam, bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır. Cemi' maneviyat ve revabıt ve niseb, hebaen gider. Demek nazzamı, saadet-i ebediyedir.
    2- Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlahiye, kâinattaki riayet-i mesalih ve hikem ile mücehhez olduğundan, saadet-i ebediyeyi ilân eder. Zira saadet-i ebediye olmazsa, kâinatta bilbedahe sabit olan hikem ve fevaide karşı mükâbere edilecektir.
    3- Neam, akıl ve hikmet ve istikra'ın şehadetleriyle sabit olan hilkatteki adem-i abesiyet; haşr-i cismanîdeki saadet-i ebediyeye işaret, belki delalet eder. Zira adem-i sırf, herşeyi abes eder.
    4- Evet fıtratta, ezcümle âlem-i suğra olan insanda, fenn-i menafi'ü'l-a'zânın şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösterir ki: İnsanda olan istidadat-ı maneviye ve âmâl ve efkâr ve müyulatının adem-i israfını isbat eder. O ise, saadet-i ebediyeye namzed olduğunu ilân eder.
    5- Evet öyle olmazsa umumen kurur, hebaen gider. Feyâ lil'aceb!. Bir cevher-i cihanbahanın kılıfına nihayet derece dikkat ve itina edilirse, hattâ gubarın konmasından muhafaza edilirse, nasıl ve ne suretle o cevher-i yegâneyi kırarak mahvedecektir? Kellâ!.. Ona itina, onun hatırası içindir.
    6- Evet sâbıkan beyan olunduğu gibi cemi' fünunla hasıl olan, istikra-i tâmla sabit olan intizam-ı kâmil, o intizamı ihtilalden halâs eyleyen ve tekemmül ve ömr-ü ebedîye mazhar eden haşr-i cismanînin sadefinde olan saadet-i ebediyeyi bizzarure iktiza eder. 7- Evet, saatin sâniye ve dakika ve saat ve günleri sayan çarklarına benzeyen yevm ve sene ve ömr-ü beşer ve deveran-ı dünya, birbirine mukaddime olarak döner, işler. Geceden sonra sabahı, kıştan sonra baharı işledikleri gibi, mevtten sonra kıyamet dahi o destgâhtan çıkacağını haber veriyorlar. Evet insanın her ferdi, birer nev' gibidir. Zira nur-u fikir onun âmâline öyle bir vüs'at vermiş ki; bütün ezmanı yutsa tok olmaz. Sair enva'ın efradlarının mahiyeti, kıymeti, nazarı, kemali, lezzeti, elemi ise cüz'î ve şahsî ve mahdud ve mahsur ve ânidir. Beşerin ise ulvî, küllî, sermedîdir. Yevm ve senede olan çok nevilerde olan birer nevi kıyamet-i mükerrere-i nev'iye ile insanda bir kıyamet-i şahsiye-i umumiyeye remz ve işaret, belki şehadet eder.
    8- Neam, beşerin cevherinde gayr-ı mahsur istidadatında mündemiç olan gayr-ı mahdud olan kabiliyattan neş'et eden müyulattan hasıl olan lâyetenahî âmâlinden tevellüd eden gayr-ı mütenahî efkâr ve tasavvuratı; mâvera-yı haşr-i cismanîde olan saadet-i ebediyeye elini uzatmış ve medd-i nazar ederek o tarafa müteveccih olmuştur.
    9- Neam, Sâni'-i Hakîm ve Rahmanürrahîm'in rahmeti ise; cemi' niamı nimet eden ve nıkmetlikten halâs eden ve kâinatı firak-ı ebedîden hasıl olan vaveylâlardan halâs eyleyen saadet-i ebediyeyi nev'-i beşere verecektir. Zira şu herbir nimetin reisi olan saadet-i ebediyeyi vermezse, cemi' nimetler nıkmete tahavvül ederek, bizzarure ve bilbedahe ve umum kâinatın şehadetiyle sabit olan rahmeti inkâr etmek lâzım gelir.
    İşte ey birader!.. Mütenevvi olan nimetlerden yalnız muhabbet ve aşk ve şefkate dikkat et. Sonra da, firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalîyi nazara al! Nasıl o muhabbet, en büyük musibet olur! Demek hicran-ı ebedî, muhabbete karşı çıkamaz. İşte saadet-i ebediye, o firak-ı ebediyeye öyle bir tokat vuracak ki, adem-âbâd hiçâhiçe atacaktır.
    10- Neam, sâbık olan beş mesleği ile sıdk ve hakkaniyeti müberhen olan Peygamberimizin lisanı, haşr-i cismanînin definesindeki saadet-i ebediyenin anahtarıdır.
    11- Neam, yedi cihetle onüç asırda i'cazı musaddak olan Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, haşr-i cismanînin keşşafıdır ve fettahıdır ve besmelekeşidir.
  • Evet kâinattaki nizam-ı ekmel, hem de hilkatteki hikmet-i tamme, hem de âlemdeki adem-i abesiyet, hem de fıtrattaki adem-i israf, hem de cemi' fünun ile sabit olan istikra-i tâmm, hem de yevm ve sene gibi çok enva'da olan birer nevi' kıyamet-i mükerrere, hem de istidad-ı beşerin cevheri, hem de insanın lâyetenahî olan âmâli, hem de Sâni'-i Hakîm'in rahmeti, hem de Resul-i Sadık'ın lisanı, hem de Kur'an-ı Mu'ciz'in beyanı; haşr-i cismanîye sadık şahidler ve hak ve hakikî bürhanlardır.
  • Kur'an-ı Mübin, haşr-i cismanîyi o derece izah etmiştir ki; edna bir şübheyi bırakmamış. İşte biz de kuvvetimize göre onun berahinini bir derece tefsir için birkaç makasıd ve mevakıfına işaret edeceğiz.
  • Haşr-i cismanîdir. Evet, hilkat onsuz olmaz ve abestir. Neam, haşir haktır ve doğrudur. Bürhanın en vâzıhı, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.
  • Vaktâ kâinat tarafından, hükûmet-i hilkat canibinden müstantık ve sâil sıfatıyla gönderilen fenn-i hikmet, istikbale teveccüh eden nev'-i beşerin talîalarına rastgelmiş; birden fenn-i hikmet şöyle bir takım sualleri îrad etmiş ki: "Ey insan evlâdları! Nereden geliyorsunuz? Kimin emriyle? Ne edeceksiniz? Nereye gideceksiniz? Mebdeiniz nereden? Ve müntehanız nereyedir?" O vakit nev'-i beşerin hatib ve mürşid ve reisi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ayağa kalkarak, hükûmet-i hilkat canibinden gelen fenn-i hikmete şöyle cevab vermiştir ki: "Ey müstantık efendi! Biz maaşir-i mevcudat, Sultan-ı Ezel'in emriyle, kudret-i İlahiyenin dairesinden memuriyet sıfatıyla gelmişiz. Şu hulle-i vücudu bize giydirerek ve şu sermaye-i saadet olan istidadatı veren, cemi'-i evsaf-ı kemaliye ile muttasıf ve Vâcibü'l-Vücud olan Hâkim-i Ezel'dir. Biz maaşir-i beşer dahi, şimdi saadet-i ebediyenin esbabını tedarik etmekle meşgulüz. Sonra birden ebede müteveccihen şehristan-ı ebedü'l-âbâd olan haşr-i cismanîye gideceğiz.
    İşte ey hikmet, halt etme ve safsata yapma!.. Gördüğün ve işittiğin gibi söyle!.."
390 okur puanı
05 Eki 2018 tarihinde katıldı.