Kusursuz bir kocaydı: Ne yerden bir şey alıyor, ne ışığı söndürüyor, ne kapıyı kapatıyordu. Sabahın köründe, giysisinin bir düğmesi eksik olsa, "İnsanın iki karısı olmalı," dediğini işitiyordu, "biri sevişmek için, biri de düğmelerini dikmek için." Her gün, kahvesinden bir yudum ya da dumanı tüten çorbadan bir kaşık içer içmez, artık kimseyi korkutmayan yürek paralayıcı bir uluma koparıyor, sonra da içini boşaltıyordu: "Bir gün bu evden gidersem, herkes bilsin ki, dilimin yanmasından bıktığımdandır." En güzel, en değişik yemeklerin müshil aldığı için yemek yiyemediği günler pişirildiğini söylüyordu; bunun karısının bir hainliği olduğuna öyle inanmıştı ki, karısı da almadıkça müshil almaz oldu.