1900 lü yılların amerikasında geçen insan yaşamlarından kesitler diyebiliriz. Anlatılan karakterlerin zaman zaman hayatlarının kesişmesi de güzel oluyor. Kitabın bana göre en güzel kısımları haber film bölümleri. Bu bölümlerde o gunlerin amerikasindaki olayları ve bakış acılarını görebiliyoruz.
İsmail, yani Şah İsmail, yani Hatayi, Selim’e karşı savaşırken vurulur. sol elinden ya da sol kolundan. Yarasından kan akmaya başlar. İsmail, kendisi de inanıyordur ki, Mehdi’dir. Yani kanının akması olacak iş değil! İsmail orada bir şaşırmak şaşırır; nasıl diyeyim, öyle bir şaşırmak hepimize nasip olsa. Hiçbir koşulda sarsılmayacağından emin olduğumuz şu sünepe varlığımıza bir an için o kadar şiddetle uzak düşsek. Bir an için ürpererek düşünsek ki, ya hu, yaradılmışların en mühimi ben olmayabilir miyim? Belki benden daha kıymetli birileri vardır bu dünyada… Belki etraftaki her şeyden bu kadar çok yakınıp kainatın bereketini kaçırmak konusunda biraz daha eli sıkı davranabilirim. Belki bütün hayatım ve ölümüm, kendimden başka kimsenin işine yaramayacak… Belki, benim bile işime yaramayacak birisiyim ben…
Bu ülkenin eğitiminin kaderinin bunca yıl geçmesine rağmen değişmediğini gösteren bir kitap. Zamanında bu ülkenin altına koyulan dinamitler bu günlerimizdeki halimizi gösteriyor. Tüm eğitimcilerin okumasi gereken bir kitap.
Psikolojik bir kitap. Biraz dostoyevskinin yer altından notlarını andırıyor. Takıntılı bir insanın bu takıntılar sonucu zamanla hastalanan ruhunu görebileceğiniz küçük bir hikaye
Klasik müzik seviyorsanız ve klasik müzik bestecilerini tanıyorsanız seversiniz. Bunun dışında okuyacak olanlar için sıkıcı gelecektir. Tiyatro modunda yazıldığını da belirteyim.