" Kötü bir usta, ama iyi bir çıraksın çünkü; koca binaya değil de, duvardaki taşa takılıyor gözün; hâlâ adımlarını sayarak yürüyorsun; bir soruyu çözeyim derken, sayısız sorunun önüne atıyorsun kendini; durduk yerde, bir ağacın gövdesi ile konuşuyorsun; dünyayı almıyor bir türlü aklın."
Bir yolun artık sonuna yaklaştığımızı işaret eden yerler vardır. Yolcular, çok arzulasalar bile varacakları kente ansızın varmak istemez, önce ona yaklaştıklarını haber veren mekanlara dikkat kesilirler. Bu dikkat onlara sadece toparlanacakları geniş bir zaman bahşetmez, "son" la birdenbire yüzleşmelerinin gerginliğinden de uzak tutar.
Dünyayı da pazar yerine benzetmişler. Neye ihtiyacımız olduğunu önceden belirleyip planlamamışsak hayatta veya dünyada ve bir hedef belirlemediysek, müthiş bir zaman kaybı ve verimsizlik bizi bekliyor demektir. Sürekli o tezgahtan bu tezgaha çekiştirilirsiniz. Tezgah sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Dünya tezgahların çok olduğu bir yer. Ve her tezgah sahibi kendisinin en iyi olduğunu söyleyip duruyor. Bir planı ve hedefi olmayanların bu tezgahlara tutulup kalmaları kaçınılmaz. Ve gürültüden geriye kalan sadece baş ağrısı. Ve pişmanlık. Çünkü iyice araştırılmadan yapılan alışverişler ve elde avuçtakinin kaybı. Peki tesadüfen de olsa İlk karşılaştığımız, aslında baştan sona planlayıp araştırılma sonunda bulunacak en iyi tezgah olamaz mı? Olabilir. Ancak olabilme ihtimali okurken bile sizi gülümsetecek kadar düşük.
Karamsarlık insanı yalnızlığa iter. Güven kaybı, bir arada olmayı, hedef koymayı, bir amaç için bir araya gelmeyi engeller. İnsan korkuyla kendi içine kapanır ve aslında bir yandan da bir ışık bekler. İnandığı, güvendiği bir ses gelsin ve sarsın ister.