Şimdi ne yapacaksın?” Dedi oradaki ki, geçmişlerden beni alıp. Korkuyordu, kalmamdan. O Kont Dracula değildi, tek aynada binbir silüeti bulunca, almak istememişti beni toprağına. Onunla Kont Dracula ile savaştığım gibi savaşmayacak, bu küçük mezarlıktan vedalaşıp gidecektim. Birkaç güne burada yatan her ölüyle tanışmış olurdum. Oysa aylarca kaldığım mezarlıklar vardı. Tıkış pıkıştı, tek bir ölüye daha yer yoktu. Öylesine uçsuz bucaksız gelmişti ki, ölüleri o kadar çok acı çekiyordu ki beni ne görebildiler, ne de duyabilirdiler… Bir keresinde Saray Bosna’daydım. Her karşılaştığım benimle tanışmadan, bir başkasıyla tanışıp tanışmadığımı soruyordu… Onu gördün mü? Kızımla tanıştın mı? Oğlumun kara gözleri vardı, kara gözlü beş yaşında bir bebekle bakıştın mı? Öyle kıpır kıpırlardı ki, sorularını cevaplamadan koşmaya devam ettiler. Eğer dururlarsa keskin nişancıların onlara ateş etmelerinden korkuyorlardı.
Hatırlayabildiniz mi? Doksanlı yıllarda dünyanın gözünü kapadığı Saray Bosna’yı hatırladınız mı? Bu gerçek! Binalara yerleşen keskin nişancılar kendi yolunuzda giderken size ateş açıyorlar. Koşmazsanız, yolda zikzak çizmezseniz hedef oluyorsunuz. Üç yüz bin kişinin katledildiği o savaşta duralım mı biraz? Yoksa onlar gibi kaçmak mı istersiniz?