Mehmet Göçgün

Mehmet Göçgün
@Mehmetfg
18 okur puanı
Haziran 2016 tarihinde katıldı
Dudaklarımda uyumakta olan kızın dudaklarından sanki bütün ruhunu, şakacı gülüşlerini, kaş çatışlarını, öfkeli hallerini, kararsızlıklarını, sonra birden duygularına set vuran iradesini, geleceğine ait hayallerini, heyecanlarını, arkadaşlarıyla şakalaşırken yüzüne yayılan şirin gülümseyişi, zaman zaman gördüğüm acıklı bakışlarını, beğenmediği yiyeceklere burun kıvırmasını, sükûnetini, hırslarını, bazen benliğini kaplayan melankoliyi, evdekilerle telefonda konuşurken kullandığı küçük kız sesini, hayat enerjisini emiyordum.
Alıntı
Yunanlılar, Romalılar, Persler, Mısırlılar, Ruslar, Almanlar, Fransızlar, İngil izler, İspanyollar, Amerika­lılar, G üney Amerikalılar, Japonlar, Çinli ler, Hintliler, Türk­ler-bin tane vahşi ve uysal din, akla gelebi lecek her tür hükümet, kaplandan ev kedisine, her ulus kendisinin tek gerçek dine ve akli dengesi yerinde olan yegane hüküme­te sahip olduğunu biliyor!. Her biri geri kalanların hepsini hakir görüyor, her biri birer ahmak ve bundan şüphelen­miyor, her biri hayali üstünlüğünden gurur duyuyor, her biri kendisinin Tanrı'nın gözdesi olduğundan tamamen emin, her biri şüphe duymaz bir özgüvenle Tanrı'yı savaş zamanında idareyi eline almaya çağırıyor, Tanrı düşmanın tarafına geçtiğinde her biri şaşırıyor ama alışkanlık gereği bunu affedip övgülerine devam edebiliyor tek kelimey­le, tüm insan ırkı halinden memnun, her zaman memnun, inatla memnun, yıkılmazcasına memnun, mutlu, minnet­tar, gururlu; dini ne olursa olsun veya efendisi ister kaplan ister ev kedisi olsun.
Sen Müzeyyen, diyordum, kimsin ki, bu kadar derin tutuldum sana. Yoksa ben mi aradım seni böyle derinlere çekmek için? Hem bu kadar mı saklıydın, gözümün önündeki aydınlık yerde? Hem sen bir halüsinasyon muydun, yoksa ben mi hayal dünyamın sınırlarında dolaşır oldum?
Alıntı
Aşk ateşini tatmamıştı. Aşk hakkındaki bilgisi tamamen teorikti; çiy tanelerinin düşüşü veya sakin suların hafif şıpırtısı ölçüsünde dingin, yaz gecelerinin kadife karanlığı derecesinde serin bir alazlanma gibi, şöylece dokunup geçen bir alev gibi tasavvur ediyordu onu kafasında. Onun aşk kavramı daha çok, çiçek kokulu loş bir uhrevi sükûnet ortamında bulunan maşuka yönelik sakin duygusal yakınlıktı. Aşkın volkanik patlamalarını, yakan ateşini, kavrulmuş küllerden oluşan kıraç döküntüsünü hiç canlandırmamıştı gözünde.
Alıntı
Bakışları sık sık kızın dudaklarına kayıyor ve büyük bir ihtirasla onları arzuluyordu. Bu ihtirasın müstehcen veya dünyevi bir yanı yoktu ama. Ruth’un söylediği kelimeleri telaffuz ettikçe kımıldaşıp oynayan o dudakların hareketini izlemek, ona müthiş zevk veriyordu. O dudaklar, bütün erkek ve kadınların sahip olduğu sıradan dudaklardan değildi. İnsanla aynı çamurdan yapılmamışlardı. Onlar saf ruhun dudakları olduğu için Martin’in ihtirası da onu diğer kadınların dudaklarına yönelten arzudan çok farklıydı. O dudaklara kendi dudaklarıyla fiziksel olarak dokunabilir, onları öpebilirdi; ama insan Tanrı’nın eteğini nasıl ulvi bir şevkle öperse, öyle.
Alıntı