Kendi gündemimizin çocuğunkinden çok daha önemli,çok daha acil olduğunu düşünmeye meyilliyizdir genellikle.Böyle düşündüğümüz sürece,ne çocukla birlikte yeniden doğabilecek fırsatları değerlendirebilir ne de çocuğu yeterince ve gereğince anlayabiliriz.
Sorun hiçbir zaman çocukların doğasında değildir. Sorun, “Biz evi, çocuğumuzun üstünü başını hep temiz tutmalıyız. Bir ev derli toplu olmazsa o evdeki kadın eleştirilebilir. “gibi , bize dayatılmış suni ve imkansız kalıplardır. Bir çok kadın, bu suni öğretiler nedeniyle imkansız bir idealin kölesi olarak yaşar. Zor olan, çocuk büyütmekten ziyade, bir yandan bu imkansız ideali gerçeğimiz haline getirmeye çalışırken diğer yandan çocuk büyütmeye çalışmaktır. Böyle bakınca bize sorun çocuktaymış gibi görünür. Put gibi durmalı, evi dağıtmamalı, kirletmemeli, evin bizim o kadar uğraşıp kurduğumuz düzenini bozmamalıdır. Ama bu kadar derli toplu, temiz bir evde yaşayış yoktur. Çocuk belki de doğru bakabilmesini bilirsek bize bunu öğretmek için dünyaya gelmiştir.
Sehpaların üzerine örtü yerleştiriyor, bebeğimiz yürümeye başlayıp bu örtülere uzanınca ona kızıyoruz. Bebek, ona neden kızdığınızı anlayamıyor, ama ona kızdığınızı anlıyor ve kızma gibi sert, sivri, köseli, soğuk, yani “fazla eril” “nesneler henüz hazır olmadığı için hem zihinsel hem psikolojik bir bocalama, kafa karışıklığı yaşıyor.
Eğer bir ev çok derli toplu, çok temizse, eşyalar belli bir düzen içinde yerleştirilmişse ve çocuklar doğduktan sonra da o evdeki formların aynı şekilde kalmasını istiyorsak, orada bir sorun vardır.Alfie Kohn’un “Çocuk yetiştirmenin işinize gelmeyecek pekçok yönü vardır, özellikle de iyi yapmak istiyorsanız. Eğer boş zamanınızda fedakarlık etmeye niyetli değilseniz ve evinizin sürekli sessiz, sakin ve temiz kalmasını istiyorsanız, belki de çocuk yerine balık yetiştirmeyi düşünmelisiniz.“ sözünü belki duymuşsunuzdur. Çocuklar balıklar gibi değildir. Öyle olmaya zorlandıklarında sağlıklı gelişemezler.