- Öyle bir şey , uzatma canım. Neye soruyorsun bu kadar ne iş yaptığımı ?
- Okumuş yazmışa benzersin de ...
- Ne olacak okumuş yazmışa benzersem?..
- Okumuş yazmış adam öğüt vermez de, dedi.
- Ya ne yapar ? dedim.
- Adamı anlar , dedi , ne yapacak.
Çengel gibi parmaklarıyla siyah bezi yakasından söktü, denize attı.
-Bu da deliliğimizin bir başka türlüsü, dedi. Deniz mi bizi böyle eder,nedir ? Aç şu şişeyi.
Fincanın içine rakıyı koyduk. Gözünden bir damla yaş düştü berrak, keskin kokulu suya. Göğsüne vurdu .
-Bu yürek, bizim yüreğimiz,bir tahtası eksiklerin yüreğidir, dedi.
- Ey dedim, ne diyecektim? Yoksa topal martının mı matemini tutuyorsun?
Önce kafasını gösterdi:
-Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
Sonra kalbini gösterdi:
-Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.
- Bugün, dedi, kafan karadaki gibi işliyor, korku yok ! Doğrusu da bu. Böyle olmalı. Karadaki gibi işlemeli kafa denizde de. Hiçbir şeyin çaresi karada da yoktur. Bize çare, elimizin altında gibi gelir. Yalan ! Boş ! Dünya çaresiz dünyadır.
- Olamaz öyle şey Yakamoz, dedim. Dünya çarelidir. İnsanlar dünyaya bir çare bulacaklar.