Melike profil resmi
Ege Üniversitesi
Trabzon
Kırklareli
14 okur puanı
09 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
  • "Karma",manası havalarda uçuşan felsefi bir söz falan değil.Karma;yaşamın,dünyanın,evrenin var olma ve çalışma düzenini anlatan bir sistem.
    Özünde ;"Ne ekersen onu biçersin" sözündeki gibi her eylemimizin mutlaka bir karşılığı olduğunu ve bu karşılığın mutlaka er ya da geç bizi bulacağını ifade ediyor.
    Lokal değil evrensel bir sistem,herkesi ve her şeyi kapsıyor.
    İnsanlar tarih boyunca ama özellikle son 50 yılda doğaya,onun içinde yaşayan hayvanlara karşı akıl ve vicdanları zorlayan,korku filmlerinden daha karanlık bir işkence ve toplu katliam eylemi ile yaklaştı.
    Bunların kendisi için yaratıldığına inanan , cüretkar, hor gören,sevgi ve merhametten uzak acımasız bir yaratığa dönüştü.Tüm varlıkların bir ruhu ve hisleri olduğunu inkar etti.
    Sadece çılgın tüketim hevesi için günde kara ve denizlerde yaşayan yaklaşık 1 milyar canlıyı öldürüyor.Her gün...
    Çevreye verdiği zararı,küresel ısınmayı işine gelmediği için inkar ederek bugünlere geldi.Yani KARMA'sını yarattı.
    Şimdi hayvanlar ve ormanlar,ozon tabakası ve fırtınalar insanların eylemine cevap veriyor.
    Kendisi ile birlikte tüm yaşam türleri yok olmanın eşiğinde.İnsanlık ise et yemenin,ağaç kesmenin,bu yok oluşa sebep olan tüm sorumsuz ve vahşi eylemlerini sürdürmenin derdinde. Greta'nın"Henüz hiçbir şey görmediniz"sözünü yazın bir kenara.
  • Bir de karıncaları durmadan oyalayacak,düşünmeyi onların ellerinden alacak birtakım oyuncaklar icat etseler.Karıncaları köleliğe koşullayacak...Filler akıllıdır,dünyanın en akıllı yaratıkları fillerdir.Hiçbir karıncaya göz açtırmayacak,bir tek sözcük düşündürmeyecek onlara oyuncaklar bulmalıyız.Karıncalar eğer düşünecek olurlarsa erinde gecinde bu düzenden kurtulmanın bir yolunu bulurlar.Düşünce için bu dünyada her şey sonsuzdur.Karınca da olsa düşünce bir gün bir yolunu bulup fili yener.Onun için bizler karıncaların en küçük bir düşüncesine izin vermeyeceğiz.İzin vermemek için de kafamızı çatlatıp tekmil biz sömürücüler onlar kıyamete kadar düşünmesinler diye yeni icatlar bulacağız.
  • “Tembel olmaları daha iyi “ dedi sultan.”Daha çok İşimize yararlar.Bir parça buğdaya,bir böcek parçasına bize kul köle olurlar.”
  • Melike
    Melike Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı okumaya başladı.
  • 408 syf.
    ·9 günde·Beğendi·İnceledi·9/10
  • 408 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10
    İngiliz edebiyatının klasikleri arasında yer alan Emily Brontë’nin bu romanı, yazarın tek romanı olup hem romantizm akımının hem gotik unsurların hem de Victorya döneminin edebi özelliklerini yansıtmaktadır. Bu romanda yazarın hayatına yönelik ipuçlarına da rastlamaktayız. Yazarın yaşamında gerçekleşen peş peşe ölümler, kilise mezarlığına bitişik taş evi, yaşadığı çevrenin ona vermiş olduğu yalnızlık duygusu, genç yaşta kendisine bir fantezi dünyası geliştirip böylesine dönem dışı ve yenilikçi bir eser doğurmasına sebep olmuş.

    Kitabın yorumunu yaparken sadece kitabı aktarmak, özetlemek ve bununla yetinmek istemiyorum. Kitap ile birlikte aynı zamanda kitabın birçok eleştirisini, yorumunu, kadın temasının işlenişi üzerine çalışmaları ve incelemeleri de okudum. Kitaptan naçizane çıkarımlarımı ve okuduğum eleştirilerden sonra beni en çok etkileyenleri biraz toparlamaya çalıştım.

    Romanın hikâyesi evin hizmetçisi Nelly’nin, Heathcliff ve Catherine'in hikâyelerini bir kış gecesi masalı tadında Bay Lockwood’a anlatmasıyla başlıyor. Romanda olayları ve durumları okura ileten, yazarın anlatımı teslim ettiği “bu gözlemci anlatıcı ve bakış açısı” benim çocuksu bir zevk ile daha heyecanlı ve keyifli şekilde kitaba takibimi sağladı.

    Sosyal geleneklerin, baskıların, katı kuralların, değer yargılarının ve muhafazakârlığın ön planda olduğu Victoria döneminde kadının yeri ve toplum içinde üstlendiği görevler dönemin romanlarında yansıtılmış ve iki zıt kadın tipi oluşturulmuştur. Erkek yazarların romanlarında yansıttıkları ‘melek’ kadın tipi, Victorya döneminde arzu edilen ve olması beklenen kadın rolünü yansıtırken – kendi isteklerinden ziyade kocasının ve çocuklarının mutluluğunu düşünen, sessiz ve her şeye boyun eğen – ‘şeytan’ tipi ise Victorya sosyal normlarının dışına çıkarak sosyal ve ahlaki erdemlerden uzak, kendi başına toplumda var olmaya çalışan ve aile değerlerinden yoksun kadın tipidir. Erkeğin egemen olduğu böyle bir toplumda, kadının özgürleşme, kendi seçimini uygulayabilme ve gerçek aşkı bulma girişimleri toplum tarafından isyankârlık ve başkaldırı olarak nitelendirilmiştir.

    Romanın baş kadın karakterlerinden olan Catherine de o dönemin kız çocuklarına nazaran çocukluğundan itibaren kendi başına buyruk, söz dinlemeyen, kendi isteğine göre tavır sergileyen bir çocuk olarak anlatılır. Ancak Catherine kendi öz benliğini özgürce yaşayamamaktadır. Bu baskıcı ortam dolayısıyla topluma kendini kabul ettirebilmek ve farklı görünmemek için bir persona yaratmaya mecbur bırakılmıştır. Victorya kadını üst mevkiye sahip bir erkekle evlenerek yaşam koşullarını iyileştirme fırsatına kavuşmak ister. Sosyal kısıtlamalar, yaptırımlar ve belirlenmiş olan cinsiyet politikaları yüzünden, yaşamı boyunca kendinden daha alt seviyede olan Heathcliff’i eş olarak seçemeyen Catherine de yaşadığı toplumun kadını gibi davranır ve komşu malikânede yaşayan zengin ve genç Edgar Linton ile bir evlilik yapar. Edgar ile evlendiğinde varlıklı yaşama, güce ve aşka kavuşacağı gibi yanlış hislere kapılan Catherine asla Heathcliff’i sevmekten vazgeçmez.

    Bay Earnshaw’un Liverpool gezisinden dönüşü sırasında kimsesiz bir çocuk olarak eve getirilen Heathcliff, çevrenin gözünde yabancı, buluntu bir çocuktur Başından itibaren ev halkı tarafından benimsenmez ve dışlanır. Romanda Heatcliff’in davranışları oldukça asi, acımasız ve Catherine dışındakilere karşı öfkelidir. Ancak Heatcliff’in böyle biri olmaktan başka şansı var mıydı ki? En başından beri dışlanan, kimsesizliği vurgulanan, değer görmeyen, şiddet uygulanan, çocuk işçi olarak kullanılan sömürülen bir çocuktu. Ruhsal ve bedensel olarak çocuğu çaresiz hissettiren bu travmalar ruhsal yapıyı derinden sarsar. Çocukta bu yöntemi modelleyerek sosyal hayatında şiddet kullanır ve onu böyle istismar etmiş kişilere karşı öfke duyar. Bence ezberletilmiş biçimde bu adam bir iblis ya da bu kadın günahkârdır demek yerine psikolojik alt metinleri ve toplumsal dönemin şartları içerisinde değerlendirildiğinde roman kahramanları bu açıdan oldukça tutarlı ve güçlü karakterize edilmiş.

    Getirildiği bu evde ona sahip çıkan ve kalbini açan tek kişi Catherine olur. Böylesine dışlanmış, nereden geldiği, ailesinin kim olduğu bilinmeyen Heathcliff’e âşık olan Catherine toplumun koyduğu ahlaki ve etik kurallara uymadığı için o da toplum tarafından günahkâr ve kötü olarak addedilir.

    Catherine istediği aşka kavuşmasına izin vermeyen Victorya gelenekleri, değer yargıları ve sosyal baskıdan kurtulmak için ölümü seçer. Yaşadığı toplumun kuralları gereği, toplumun gözünde ne kadın ne anne nede eş olabilen Catherine öldükten sonra gerçek aşkı olan Heathcliff’e ancak romanın sonunda kavuşabilir. Ölüm her iki karakter için aşklarını sonsuzlukta yaşayabilecekleri bir kurtuluş yolu olarak sunulmuştur. Romanda iki başkahraman da ölür ancak köy halkı hem Heathcliff’in hem de Catherine’in hortladıklarına inanırlar.
    Bu eseri ikinciye okuyorum ve aldığım tat hiç değişmedi.Yine çok güzel.Kitabı henüz okumayan okurlara tavsiyemdir.
  • Melike paylaştı.
    192 syf.
    ·2 günde·8/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kendine Ait Bir Oda kitabını ve feminizmi yorumladım: https://youtu.be/2wBw2mNQnck

    "Eğer bir kadın edebi bir eser yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve parası olmak zorundaydı." Virginia Woolf

    Virginia Woolf. 1882'de doğdu. Annesi 1895'te öldükten sonra korkunç sesler duymaya başladı ve insanlardan korkmayı öğrendi. 2 yıl sonra sevdiği üvey ablası öldü. 1904'te babası öldü. O dönemin eğitim sisteminde kadınların ikinci planda kalmaları sebebiyle okula gönderilemedi, babası gibi kalemiyle parasını kazanmak istedi. Bütün bu ölümlerin üstüne savaş ve yetenek kaybı korkusu da eklenince 1941'de ceplerindeki taşlarla nehre atlayıp intihar etmesi için başka hangi nedene ihtiyacı vardı?

    Erkeklerin toplum içindeki göz çarpıcı üstünlüğü mü?

    Girdiği özgürlükçü ortamların etkisiyle feministler içinde neredeyse %5'lik bir kısmı kaplayacak olan lezbiyenliğe adım attı. Feministliğin ilk kez 19. Yüzyıl'da ya erkeklerin kadınsılaşmasını ya da kadınların erkeksileşmesini ifade eden bir tıbbi terim olarak kullanılması gibi hayatının merkezine zıt düşüncelerin ve cinsiyetlerin bir beyinde aynı anda bulunabileceğini diyalektiksel bir şekilde aşılamaya çalıştı.

    Biyolojik cinsiyetten ve biyolojik kaderden ayrılmış bir toplumsal cinsiyet kavramını yerleştirmek istedi. Çünkü kadının zamana bağlı olmayan edebi bir saygı kazanabilmesi için kendisine ait odası ve parası olması gerektiğini savundu.

    "Benim gözümde sizler utanç verici derecede cahilsiniz. Önemli olarak kabul görecek hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğun sarsılmasına neden olmadınız. Hiçbir savaşa ordunuzun başında gitmediniz." dedi dünyanın bütün kadınlarına. Bir feminist. Bir lezbiyen. Bir kadın.

    Biyolojinin ve fiziksel gücün kaderciliğini reddetti, her kadının edebiyatla, kalemiyle, çabasıyla kazanabileceğini savundu Kendine Ait Bir Oda'da. Hayatın ve bilginin bütün türlerinde kadınların erkeklerden aşağı ve onlara bağlı olduğu bir toplumda salt çocuk doğurganlığı işlevi yüklenmeye çalışılan, kurumlardaki erkek egemenliğinden fiziksel güç üstünlüğü gerçeğine tümdengelinen bir kadın tanımlanmaya çalışılırdı.

    AMA; bu kadının istediği tek bir şey vardı. Kadınla tanımlanmak. Kadının kendi kendisine yetebileceğine, onun potansiyelinin mükemmelliğine, onun kendi Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin tepesini görebileceğine ikna etmek!

    Aslında her kadının bence de kendisine ait bir odası vardır, her ne kadar kadınlar hakkında yüzlerce kitap da çıkarsak, niceliklere sığdırılamayacak zamanlarca onlar hakkında da konuşsak, kadınların her daim kafalarından bir türlü dışarı çıkmayan, ömür boyu içlerinde kalacak, başkalarına anlatamayacağı bir şeyler de her zaman olacaktır.

    İşte, bu kitap da kadınların geleceğe seslenebilmeleri ve eser bırakabilmeleri açısından değerli bir kitaptır. Bir motivasyon, bir manevi destek ünitesi, düşünceleri olan bir kadının ürünüdür.
  • 168 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap Nihan Kaya’nın ” İyi Aile Yoktur “ kitabı ile birlikte benim kutsallarımdan biri oldu. Öyle sevdim ki eğer bir yazar olabilseydim bu kitapları ben yazmak isterdim… Aynı bu denli açık, yalın şekilde yıllardır bu topraklarda çocukların, kadınların yaşadıklarını insanlara aksettirebilmek… Kitapları okuduğumda istisnasız her cümlede kendimi anlaşılmış hissettim ve uzun yıllardır hissetmediğim bir rahatlık duydum. Çünkü yalnız değildim. Hepimiz aynı yollardan geçmiş aynı badireleri atlatmıştık. Ama biz daha el kadar bir çocukken bile zihinlerimizi öyle bir felç etmişlerdi ki başka türlü bir hayatın mümkün olduğunu bilemedik. Hepimiz başlangıçta bize sunulanı gerçek olarak kabul ettik.Bu düşüncelerin hakiki olup olmadığı sorgulamadık.Bu düşünceler ve bize biçilen değerler şiddetle, kınamayla, alayla, sevilme ihtiyacımızın istismar edilmesiyle bize zorla ezberletildiler. Ve aslında kadın kadına bakışımızla bile anlaşabilecekken bize o saf ortak dilimizi birbirimizi anlamayı unutturdular. Üstelik bir de birbirimize destek olmadığımız gibi ben çektim o da çeksin düşüncesiyle düşman kesildik. Kitabı okudukça kafamdaki sis perdesi aralandı; hayatımda ne istediğimi ve neden “bunu” istediğimi bir kez daha sorguladım.Aslında içinde yaşadığımız dünyanın ne kadarını biz inşa ettik,bizim için oluşturulan tercih sunulmayan bir hayatı yaşamadığımızı iddia edebilir miyiz?

    Türk edebiyatında böyle bir alanda bu konulara açıkça değinen, herkese hitap eden anlaşılır bir dili olan başka bir kitap ben görmedim. Kitap da toplumun tabu kabul ettiği birçok şeyi bize sorgulatıyor ve sünnet gibi Türk toplumunun son derece hassas olduğu konularda bile bildiğinden şaşmadan bizler gibi yargılanmaktan korkmadan bu törenlerin hangi zihniyetin sonucunda ortaya çıktığını tek tek anlatıyor. Üstelik Nihan KAYA kitaplarının içeriğinin doğru anlaşılabilmesi için her mecradan (instagram, youtube, twitter, podcast, radyo yayınlarından vs. benim bildiklerim takip ettiklerim) kendini anlatmaya bildiklerini aktarmaya çalışıyor. Ben kendisini tesadüfen bu şekilde tanıdıktan sonra okumaya başladım. Oldukça naif, içten, dürüst, farkındalığı çok yüksek biri ve bu konuda bize bu denli rehberliği takdire şayan.

    Ne yaparsanız yapın size hala yetmeyen bir şeyler olduğunu devamlı eksik olduğunuzu düşünüyorsanız bence bu kitabı okuyun. Bir kenara çekilin kendinizle yüzleşin. Kolay değil muhakkak ama siz bunları yadsıdıkça herşey aynı kalmaya devam edecek.Bir şeye alıştığımızda duyarsızlaşırız böyle olduğunda ise sesimizi ne kendimiz ne de başkaları için çıkarmayız. Bir de kendinize sorun ben çocuğumun "çocukluğumda hissettiğim gibi" hissetmesini ister miydim diye?
  • 168 syf.
    ·3 günde·Beğendi·İnceledi·10/10
Ege Üniversitesi
Trabzon
Kırklareli
14 okur puanı
09 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
2020
6/24
25%
6 kitap
1.265 sayfa
4 inceleme
5 alıntı
17 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 4730. sırada.

Şu anda okuduğu kitap

  • Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Okuduğu kitaplar 18 kitap

  • Uğultulu Tepeler
  • İyi Toplum Yoktur
  • Göğü Delen Adam
  • Başucumda Müzik
  • Kabuk Adam
  • İyi Aile Yoktur
  • Cesur Yeni Dünya
  • Dört Anlaşma
  • Suzan Defter
  • 1984

Okuyacağı kitaplar 5 kitap

  • Sihirli Çocuk
  • Kırgınlık
  • İnsanın Anlam Arayışı
  • Oblomov
  • Hayatın Kaynağı

Kütüphanesindekiler 20 kitap

  • Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Dört Anlaşma
  • Uğultulu Tepeler
  • İyi Toplum Yoktur
  • Göğü Delen Adam
  • Başucumda Müzik
  • Kabuk Adam
  • İyi Aile Yoktur
  • Cesur Yeni Dünya
  • 1984

Beğendiği kitaplar 12 kitap

  • Dört Anlaşma
  • Uğultulu Tepeler
  • İyi Toplum Yoktur
  • Kabuk Adam
  • İyi Aile Yoktur
  • Nohut Oda
  • Felsefenin Tesellisi
  • Misafir
  • Don Kişot
  • Geçmiş Şimdi Gelecek