Hissettiği duygular gerçek kişiye mi aitti yoksa duvarda yarattığı gölgesine mi aitti? Bu sorunun cevabını düşündüren bir eser. Çoğu okumalarda aşk romanı olarak adlandırılabilecek olsa da karakter olan hayalperest kendi yaşamını dört duvar arasında kurmaktadır. O duvarlarda kendinden parçalar olan ve kimsenin göremediği yaşamlar gizlidir.
Sevgi için Tanrı'yı görmek gerekir. Bu Tanrı gökyüzünde ya da kulunda değildir. O kul sensin. Tanrı sensin. Onu gör. Onu gördüğünde sevmeyi öğrenmiş olacak,andadırbilmenin huzurunu yaşayacak, artık görebilmenin keyfini çıkarabileceksin. Esas görmek kendi Tanrı'nın var olduğunu görebilmektir. Ancak onu dışarda aramak en büyük hatadır. Sevgi için ötekine gerek yoktur. Sevgi için şu an acıya gerek yoktur. Nitekim cennet de cehennem de şu andadır.
Hayatımda Tanrılarım varsa eğer onlar çocukluğumdan öğrendiğim anlaşmalardan ileri geliyordu. Bu anlaşmalar sembollerimi yaratmıştı. Gözlerim ve algım sadece onları dinlemekten geçiyorsa eğer onlara şüpheyle bakmam gerekiyordu. Hatta onlara karşı nefret de beslemem gerekmiyordu. Yalnızca onları dinleyip şüphe etmem gerekiyor ki onlara soru sorabileyim. Soru sorduğum her an onlar bana hükmedemeyecekti. İşte bu kitap bunlara karşı bir öğreti sunuyor.
Belirsizlik korkuyu ortaya çıkarmıştı. Sonucunda gerçeği öğrediğinde rüyasız ve derin bir uykuya dalabilmişti. Artık korkuları olması gerektiği gibi sadece yaşamla ilgiliydi.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma
Kafalardan oluşan denizin dalgarı öylesine hırçındı ki artık yok olacak olanın son saniyelerini bir nevi heyecanla beklediler ve cellat sadece görevi uğruna beş dakikanın zaman daralmasından başka bir şey olmadığını söyledi. İşte eser, hayatın sonunun böyle bir bekleyişle sona erdiğini belirtti.