Melon Şapka...

Melon Şapka...
@MelonSapka
Anaokul terk...
Melon Şapka...
Çoğu şeyi anlamlandırmak güç. Dostların şevkatsizliği ve bana karşı olan yetersizliğini ve hatta kendilerinde cür'et bulup şahsıma kırlmaları Herkese teveccüh göstererek yaşadım ömrümü. Hepsinin varlıklarından haberdâr oldum halbuki. Ve biliyorum ki; cılk yara açıkta kalırsa kurtlanır Öyle bir derinleşiyorsun ki, öyle bir deşerek kemiğin görününene kadar özenle kurtlandırıyorsun ki kendini, bunu kendin bile uzaktan izlerken kendine acıyorsun...
Reklam
Melon Şapka...
Dağlarertesi bugün. Ormanlar kuytusu. Kuşlar suskunluğu ve deniz dümdüzlüğü hakikati bugün. Hayatımın öncesini katlayıp kaldırdım dünyanın gardrobuna. Ütülemeden. Olduğu gibi. Katladım koydum. Eskilerimin gündüzünü ve gecelerini de. Dizlerimdeki yaraları da, kalbimin yangınını da, katlayıp koydum Bir sen kaldın, sol kaburgâmın altındaki cevahir Bir sen...
Bazı fotoğraflara baktığımda, incir sütü damlatıyormuşum gibi geliyor açık yarama. Bu ağıdın siyâh tülbentini sen bıraktın omuzlarıma. Şimdi bu uçları kan kırmızı oyalı siyah tülbentinin ağır hüznünü kokluyorum. Nefesimin ne koktuğu her yerde anlaşılıyor...
KASABAM
Verdiğim kararın, mıcır taşlı yolları olan, tek tük insanları olan, ama market zincirlerinin bol olduğu bir kasabadayım. Ait olmaya çalışıyorum ama ait olmak gibi bir derdim olmadığı için, bir şekilde aldığım ve verdiğim soluğumun yaşam tarlasında kendimi ekip biçmeye çalışıyorum Çeşit çeşit eşofmanlarla dolu bir gardrob burası. Kravat yok, takım elbise yok, ütülü beyaz gömlek yok ve o çok sevdiğim fular ve şapkalarımı takma sahnesinden uzak. Çünkü; doğu karadenizde şirin bir kasaba burası. Meselâ aylardan eylül ve 15 derece sıcaklık Bolca ihtiyar var her yerde. Son günlerin yaşandığı bir yer adeta. İnanın köpekleri bile ihtiyar. Zor yürüyüp, zar zor suyunu ve mamasını yiyebildikleri. Ayrıca çoğu da demans bu yavrucaklar. Çünkü unutuyorlar komşularını ve içtikleri suları. Tekrar tekrar içtiklerine de şâhidim. Kendime benzetiyorum Yaşadıklarımı unutmak derdinde değilim. Bu ihanet bende barınmıyor çünkü. Sadece başka bir sahnenin sakin kostümleriyle aralarında geziyorum, yürüyorum, dokunuyorum ve alışveriş yapıyorum. Çağın biraz gerisindeyim. Terlikli bir yaşam. Derelerden akan sularla yüz yıkama sabahları yaşıyorum...
Harabe...
Bir anda harabeye dönmüş hayatımı düzenlemeye çalışıyorum son günlerde. Tavanı basık, duvarları dar ve musluğu paslı bir ev gibiyim. Bahçesi olmayan, çiçekleri çoktan kurumuş saksılarda can suyu hasretiyle. Eğilip yere düşen bir şeyin ucundan tutmaya çalıştığımda, doğrulmam zor oluyor büküldüğüm yerden. Neredeyse başım tavana değecek. Bütün kabiliyetlerimi kaybetmiş gibiyim. Omuzlarım daralmış, tat alma duyumu bile yitirmiş gibiyim. Sevdalım öyle bir sarstı ki beni, "kim düzeltecek" dese yüksek sesle, ya sesim çıkmaz ya da parmak kaldıracak gücüm olmaz Sanki bu kasabanın dilini bilmiyorum. Sis çökmüş buğulu ormanlarıyla karışık bir lîsânı var. Kayganlaşmaya başladı dilim. Çünkü çoktan keçeleşmişti, tuhaf. Gücümün ve kâbiliyetlerimin yettiğince yemek yapıp, bulaşıkları yıkayıp, Sezar'ın kabına su ve mama koyabiliyorum Sezar'ın kulübesini boyadım geçen gün. Nasıl bulduysam o gücü kuvveti bilmiyorum, ama boyadım. Yeni gibi oldu. Ya  da benim gözüme öyle göründü. En azından eskisi gibi değil Kulağıma eski bir şarkıyla, arkadaşlarımın beni unutuş festivâl çığlıkları geliyor Seslerinin yüzleri çok bulanık...
Reklam