Bir anda harabeye dönmüş hayatımı düzenlemeye çalışıyorum son günlerde. Tavanı basık, duvarları dar ve musluğu paslı bir ev gibiyim. Bahçesi olmayan, çiçekleri çoktan kurumuş saksılarda can suyu hasretiyle. Eğilip yere düşen bir şeyin ucundan tutmaya çalıştığımda, doğrulmam zor oluyor büküldüğüm yerden. Neredeyse başım tavana değecek. Bütün kabiliyetlerimi kaybetmiş gibiyim. Omuzlarım daralmış, tat alma duyumu bile yitirmiş gibiyim.
Sevdalım öyle bir sarstı ki beni, "kim düzeltecek" dese yüksek sesle, ya sesim çıkmaz ya da parmak kaldıracak gücüm olmaz
Sanki bu kasabanın dilini bilmiyorum. Sis çökmüş buğulu ormanlarıyla karışık bir lîsânı var. Kayganlaşmaya başladı dilim. Çünkü çoktan keçeleşmişti, tuhaf. Gücümün ve kâbiliyetlerimin yettiğince yemek yapıp, bulaşıkları yıkayıp, Sezar'ın kabına su ve mama koyabiliyorum
Sezar'ın kulübesini boyadım geçen gün. Nasıl bulduysam o gücü kuvveti bilmiyorum, ama boyadım. Yeni gibi oldu. Ya da benim gözüme öyle göründü. En azından eskisi gibi değil
Kulağıma eski bir şarkıyla, arkadaşlarımın beni unutuş festivâl çığlıkları geliyor
Seslerinin yüzleri çok bulanık...