Doğa, kaba ve fırtınalı ilksel güçtür.Güzellik doğa karşısındaki silâhımızdır; onun aracılığıyla nesneler yapar ve bu nesnelere sınır, simetri ve oran veririz. Güzellik, doğanın akışını durdurur ve dondurur.
Ferenczi, dikey duruşumuz sayesinde hayvandaki burnun yerini insanda gözün aldığını söyler. Göz, yargılarında buyurgandır. Neyi niçin göreceğimize o karar verir. Her bakışımız,
kapsadığı kadar da dışlar. Seçer, düzenler ve yüceltiriz.
Tarih öncesinde kadın evrensel olarak doğa ile özdeşleştirilmişti. Doğaya bağımlı avcı ya da tarım toplumlarında kadınlık, bereketin içkin ilkesi olarak onurlandırılırdı. Kültür geliştikçe, zanaat ve ticaret, erkekleri iklim ya da coğrafyaya bağlı kısıtlar karşısında özgürleştiren bir kaynak birikimi yarattı. Doğa bir kez kenara itilince, kadınlığın da önemi azaldı.
Batı bilimi Apollonca düşüncenin bir ürünüdür: Tanımlama ve sınıflandırma yoluyla, aklın soğuk ışığı aracılığıyla, arkaik gecenin yenilgiye uğratılıp kovulabileceği umududur.