İnsanların duygularını, çeşitli durumlarda neler hissettiklerini öğrenmek istiyordum. Birini sevince ne olur veya kızınca nasıl bir duyguya kapılırlar, bunları bilmem gerekiyordu. Çünkü İstanbul'dan uzaklaşmış olsam bile yine de insanlarla bir arada yaşıyordum. Duyguları anlamadan yaşamam olanaksızdı. Bu eğitimi an cak edebiyat sağlayabiliyordu.
Insanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını, do layısıyla o kişinin "ölmüş" olmasını bir türlü kavrayama dığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama in sanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanma ya, berelenmeye açık haldeki insan bedeninden bir sani yede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklı nı kaçıracak kadar sarsılıyorlar.
Türkçeleşmiş her kelimenin bizzat Türkçe olarak kabul edilmesi gerekliliği düşüncesi, Cumhuriyetimizin yeni toplumsal felsefesinde önemli rol oynamıştır