"En önemli kitabı 1949'da yayımlanan 'Öteki Cins'ti." "Ne kastediyordu bununla?"
"Kadını. Kadın ancak bizim kültürümüz tarafından 'öteki cins' haline getirilmişti Beauvoir'a göre. Bu kültürde sadece erkek, özne olarak ortaya çıkabiliyordu. Kadın ise erkeğin nesnesi yapılmıştı. Böylece kendi yaşamına yönelik sorumluluğu da elin den çekip alınmıştı."
Simone de Beauvoir mutlak bir 'kadınlık' ya da 'erkeklik' doğası olmadığını gösterdi. Oysa hep böyle olduğu kabul edilmiştir. Örneğin erkek doğasında 'aşkınlık eğilimi', yani sınırları zorlayıp aşmaya bir yatkınlık olduğu söylenir. Bu yüzden de kendi yuvasının dışında bir anlam ve hedef aramalıdır. Kadının ise tam tersi bir yönelim içinde yaşadığı düşünülür. Kadın 'içkin'dir, yani hep zaten bulunduğu yerde olmak ister. Ailesiyle, doğayla ve kendi yakınındaki şeylerle ilgilenmeyi ister. Günümüzde de kadının erkeğe kıyasla daha 'yumuşak değerlere' sahip çıktığı söylenmektedir."
"Simone de Beauvoir böyle mi düşünüyordu gerçekten?"
"Yo hayır, bak bu kez dikkatli dinlememişsin sözlerimi. Simone de Beauvoir böyle bir kadın ya da erkek doğası olmadığını söylüyordu. Tersine, hem kadınların hem de erkeklerin böyle kök salmış önyargılar ya da ideallerden mutlaka sıyrılması gerektiği fikrindeydi."
"Hekimin yaptığı işe Freud serbest çağrışım diyordu. Hastanın olabildiğince rahat ve gerilimsiz bir şekilde uzanıp o sırada aklına ne gelirse ondan bahsetmesini sağlamaktır bu. Hasta kendi söylediklerini ne kadar önemsiz, rastgele, rahatsız edici ya da utanç verici bulursa bulsun, anlatması isteniyordu. Burada marifet, travmaların üstünü kapamış olan kapağı yani kontrolü kaldırmaktı. Hastanın aklını sürekli meşgul eden bu travmalardır. Bu travmalar hep oradadır, ancak hastalar bunun bilincinde değildir." "Yani insan bir şeyi unutmak için ne kadar uğraşırsa, bilinç dışında o kadar çok mu düşünür onu?" "Aynen. Bu yüzden de bilinçdışının gönderdiği sinyallere dikkat etmek gerekir. Freud'a göre bilinçdışının kapısını açabilecek 'altın anahtar' rüyalarımızdı.
"Yani insan bir şeyi unutmak için ne kadar uğraşırsa, bilinçdışında o kadar çok mu düşünür onu?" "Aynen. Bu yüzden de bilinçdışının gönderdiği sinyallere dikkat etmek gerekir. Freud'a göre bilinçdışının kapısını açabilecek 'altın anahtar' rüyalarımızdı.