Hayatın çok hızlı yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. İletişim ve bilgi teknolojisinin ivme kazanmada alıp başını gittiği şu demlerde ne iletişimin ve bilgiyi elde etmenin hızına ne de bunların baş aktörü insana yetişmeyi becerebiliyoruz. Sanki bilgiyi daha kolay elde ediyor ya da insanlarla son derece hızlı iletişime geçiyor olmak insana vakit kazandıracak gibi görünüyor ama maalesef fotoğrafta durum hiç de sanıldığı gibi görünmüyor. Bilakis insanın hayatı, kendini çepeçevre kuşatan teknolojinin kıskacı altında oradan oraya savruluyor. İnsan değil akraba-i taallukat, konu-komşu, eş-dost, çoluk-çocuk; durup kendine bile şöyle bir bakmaya, kendini bile şöyle bir dinlemeye fırsat bulamıyor. Hep bir yerlere-birilerine yetişme, bir şeyleri yetiştirme telaşındayken aslında hayatı ıskalıyor ama fark edemiyor. Sanal ortamlarda kurulan dostluklar, yaşanılan arkadaşlıklar gerçek hayatta bir karşılık bul(a)muyor. İnsan, kendi elleriyle kendini gerçek hayatta, kalabalıklar içinde yalnız kalmaya ve yalnız yaşamaya mahkûm ediyor. İnsan, kendi elleriyle hayatı ve hayatı yaşanılası kılan değerleri katlediyor.