Kendimi açmaktan, kendimi anlatmaktan, kimsesizliğini belli etmekten korkuyordum. Yalnızlığımı kimse bilmesin istiyordum.
Oysa herkes yalnızdı. Anlattıkları hep bir yalnızın hikayesiydi. Ama görmüyorlardı bunu.
Neden yanlış arkadaş olduğumu anlayamıyordum. Yalan söylememiştim. Annemi, babamı ben seçmemiştim. Anneme, bırak beni, kaç; babama, beni bırakıp başkasıyla evlen mi demiştim sanki? Çocuk yapın demedim onlara. Beni babaannem de bırakıp gidin demedim. Babaannemle dedemi ben öldürmedim, kendimi yatılı okula ben göndermedim. Olanların hiçbiri benim suçum değildi ama ben yanlış arkadaştım.
Kendi hayatımın bulmacası ise öylece kaldı. Bir sürü boş kutu, bir sürü cevapsız soru… Soldan sağa,yukarıdan aşağıya bütün kareleri tek tek doldurabileceğim,bir kucak hüzünlü kelime…
Bir yalanı ne kadar çok kişiye, ne kadar sık anlatırsan o kadar kolay gerçeğe dönüşüyordu. Benim hayatım da işte böyle ince ince yalanlarla örülmüş gerçeklerle doluydu.