Körlük denildiği zaman ilk akla gelen sonsuz bir karanlık olmuştur. Bu herzaman doğru mudur? Gören körler de mevcut değil midir? Şimdi bak etrafına gör, görebiliyorsan farket.
Kitaba geçecek olursam, hayatın normal akışında, arabalar yeşil ışığın kırmızı ışığa dönmesini beklerken bir adam kör oluyor. Peşi sıra körlük vakaları artmaya başlıyor. Bu körlük insanları süt denizinin ortasında bırakan, hiçliğe ışık tutan, öldürmeyen fakat ahlaki değerleri yerle bir eden bir körlük.
Salgını kontrol altında tutmak için ilk aşamada hükümetin izlediği politika karantina olmuştur. Yazar bize aslında karantina ile insan özünü göstermiştir. Burda ahlak ve vicdanın insanı oluşturan en önemli unsurlardan olduğunu görebiliriz. Ayrıca korkunun da ne kadar büyük bir körlük olduğunu görüyoruz.
Yazar karantina yeri seçiminde güzel bir ironi yapmıştır. Deliler hastanesi. Biranda kör olmuş insanın ruh halini en güzel betimleyen yer. Burada yedi karakter üzerinde durulmuştur. Karakterlerin hiç birinin ismine yer verilmemiş bu şekilde eseri evrenselleştirmiştir. ( Başta da farketdiğimiz gibi ülke ve şehir ismi de yoktur.) Kitapta açlık, sefalet, susuzluk, tecavüz, pislik artıkça insanlıktan ne kadar da uzaklaştığımızı, aslında koşullara göre bir insanın katil olabileceğini görüyoruz.
Bu kitabı herkesin okuması şiddetle tavsiye ederim.