Merve

Ahlâkın bu doğal yapısı, kişinin zeka ve düşünce gücüyle çok da ilgili olmadığını ortaya çıkarır. Zekâ, bilgi ve ahlak her zaman bir arada olmaz. Bir insanın dehası ve bilgisi, onun her yaptığının ve söylediğinin "iyi" olduğunu göstermez. Özellikle günümüzde insan ilişkilerindeki zarafet ve görgü kurallarının, ahlâkla karıştırılmasına da dikkat çekmemiz gerekir. İnsan bazen dış görünüş itibarıyla "görgülü" fakat karakter itibarıyla "kötü ahlaklı" olabilir. Bu ayrım, gerçek ahlâkı gözden kaçırmamak adına son derece önemlidir.
Reklam
Peygamberlerin mesleklerinin çeşitliliği, kişilerin ve toplumların ihtiyaç ve imkânlarına bağlı olarak kazanç yollarının farklı olmasının tabii olduğunu gösterir. Müminlere yaraşan hareket, emek sarfetmek, alın teri dökmek ve üretmektir. Ayrıca imkânlarını seferber ederek işin en iyisini yapmaya çalışmak, elde edilen başarı ile yetinmeyerek daha iyisi için yeniden kolları sıvamak da müminlere yakışan bir hayat tarzıdır.
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz (den ibaret) değildir. Asıl iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin, mala olan sevgilerine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. İşte bunlar Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir."
Bakara suresi, 177·Kitabı okudu
"Bütün bu saydığımız nafileler, insanlığa yararlı bir işle meşgul olmayıp, boş boş oturanlar içindir. Eğer bir insana hizmet edecek bir işiniz varsa, bu nafilelerle meşgul olmaktansa, zamanınızı o işe ayırmanız daha evladır." diyerek, işlerin önem sırası konusunda bize asırlar öncesinden ayar vermeye devam ediyor İmam Gazali. Uzun sözün kısası, insanla meşgul olan bir işiniz varsa, farzlar hariç diğer bütüin ibadetlerden evla olduğunu, şevkle ve aynı zamanda ibadetler gibi onun da Yüce Yaratıcının huzuruna takdim edileceğini bilerek, özenle yapmak gerekir. Gerçek ve bilinçli dindarlık budur.
İnsanın tutkuyla yaptığı ne varsa içinde bir nehir gibi akar, demişti yıllar önce hayatı bilen biri. Ne içindeki korkular ne de dışarıdaki tahakkümler durduramadı içindeki nehri. Kâh gök mavisi kâh ateş kırmızısı kâh gece siyahı. Rengi değişse de gücü değişmiyor. İlla bir yol buluyor akmaya. Böyle olunca her istediği yola çıkamasa, her arzu ettiği yerde bulunamasa, her sevdiği şeyle meşgul olamasa, her girdiği sokak kapatılsa bile, yaşarken ölmüş sayılır mı?Vermek içimizdeki nehirle ilgilidir, dışımızdaki engellerle değil. Her engellendiğinde yeni bir yol bulanı kim öldürebilir?
Reklam