Merve

İnsanın tutkuyla yaptığı ne varsa içinde bir nehir gibi akar, demişti yıllar önce hayatı bilen biri. Ne içindeki korkular ne de dışarıdaki tahakkümler durduramadı içindeki nehri. Kâh gök mavisi kâh ateş kırmızısı kâh gece siyahı. Rengi değişse de gücü değişmiyor. İlla bir yol buluyor akmaya. Böyle olunca her istediği yola çıkamasa, her arzu ettiği yerde bulunamasa, her sevdiği şeyle meşgul olamasa, her girdiği sokak kapatılsa bile, yaşarken ölmüş sayılır mı?Vermek içimizdeki nehirle ilgilidir, dışımızdaki engellerle değil. Her engellendiğinde yeni bir yol bulanı kim öldürebilir?
Reklam
Peygamberimizin (s.a.s.) hadislerine baktığımızda konunun ciddiyeti daha da netleşir. Hz. Peygamberin (s.a.s.) bu konudaki bazı sözleri şöyledir: "Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur: ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur." (İbn Hanbel, III, 134) "Bana kendi adınıza altı şeyin güvencesini verin, ben de size cennetin güvencesini vereyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğinizde sözünüzü tutun, size birşey emanet edildiğinde ona riayet edin, iffetinizi koruyun gözlerinizi (bakılması yasak olandan) sakının ve ellerinizi haramdan çekin. " (Ibn Hanbel, V, 323) Peygamberimizin (s.a.s.) bildirdiğine göre verdiği sözde durmak müminin, sözünde durmamak ise münafığın alametidir.
Hep göz hizamıza bakmaktan, bu içimizdeki sıkışıklık ve duvarlara çarpma duygusu... Biraz başımızı kaldırsak ne duvar göreceğiz ne de karanlık... Az yukarıda masmavi sonsuz gök ve yükselebileceğimiz sınırsız bir ufuk var. İnsanın duvarları mı gökleri mi göreceği biraz da kendi seçimleri ile ilgili. Bu nedenle içimizdeki kulübe, onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak, kişisel miracımızın hacer-i muallakı olabileceği gibi içine kilitlendiğimiz bir tımarhane odası da olabilir.
Hakikati keşfetmenin birinci şartı mesafe ise ikincisi de hakikati sadece insanlarla ilişkilerimizde bulabileceğimizi sanmamak, insan ötesini, aşkın olanı da ilişkilerimize katmaktır. Bunu kendisi için imkânsız görenlere derim ki, aslında hep orada ve bize şah damarımızdan daha yakın olan, sadece bizim onu fark etmemizi beklemekte ve dileyene hakikatin kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Bu ikisini; yani insanlarla ilişkilerimizde zaman zaman içimizdeki kulübeye çekilerek ilişkilerdeki anlamı aramayı ve bu anlamı bulma serüveninde sadece oyuncularla değil, ondan daha fazla oyun kurucu ile bağını görmeyi başarabilirsek hem insanlara dayanmak hem de özümüzü -o eşsiz, biricik çiçeği- ezmeden, çürütmeden, soldurmadan korumak mümkün hale gelir. Hedeflerimizdeki dağınıklık ve çelişki sona erer. Her şey yerli yerine oturur.
Bütün sufi geleneklerde çeşitli formlarda varlığını sürdüren inziva mesafenin ta kendisidir. Mesafe olmasa başkaları ile yaşadıklarımızdan bir anlam cıkarmamız da çok zorlaşır. Mesafeyi korumak ve korumakta zorlandığımız zamanlarda ise içimizde imdada yetişecek şekilde bir kulübenin hazır olması, bu nedenle kıymetlidir.
Reklam