Rıfat Ilgaz, toplumsal aksaklıkları mizahın o keskin ama iyileştirici diliyle anlatma konusunda eşsiz bir usta. Pijamalılar (veya ilk adıyla Bizim Koğuş), yazarın kendi sanatoryum yıllarından süzülüp gelen, güldürürken düşündüren değil; güldürürken boğazda o bildiğimiz yumruyu bırakan cinsten bir eser
Kitabın en etkileyici yanı, dönemin sosyal ve bürokratik saçmalıklarını bir hastane koridoruna sığdırabilmesi. Ilgaz, hastane koğuşunu adeta küçük bir Türkiye panoramasına dönüştürmüş. Kahramanların "pijamalı" halleriyle verdikleri o trajikomik mücadele, aslında dışarıdaki hayatın, yoksulluğun ve adaletsizliğin bir yansıması. Sayfalar arasında gezerken, fıkra tadındaki diyaloglarla kahkahalar atarken, bir sonraki cümlede kendinizi derin bir kederin içinde bulabiliyorsunuz.
Okumaya başlarken beklentimi çok yüksek tutmamıştım ancak kitap beni tam anlamıyla ters köşe yaptı. Rıfat Ilgaz’ın o gösterişten uzak, samimi ve "içimizden" anlatımı, eseri çok keyifli bir okuma deneyimine dönüştürüyor. Karakterlerin gerçekçiliği, sanki o koridorun tozunu yutuyormuşuz gibi bir his uyandırıyor.
Sezar’ın hakkı Sezar’a; kurgu yer yer kendini tekrara düşmüş gibi hissettirebilir. Bazı bölümlerdeki benzer olay akışları dikkat çekiyor. Ancak bu "tekrar" halini, aslında hastane hayatının o boğucu, her günün birbirinin kopyası olduğu durağan yapısının bir yansıması olarak da okumak mümkün. Yazar, belki de koğuş hayatının o bitmek bilmeyen rutinini bizlere bu şekilde hissettirmek istemiştir.