Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu adlı eserinde, başlarda oldukça güçlü bir şekilde vurgulanan yabancılaşma ve vahşilik temaları, kitabın devamında anlamını yitiriyor. Harry Haller, kendisini toplumdan kopmuş, "bozkırkurdu" olarak tanımlasa da, bu kimliği destekleyecek herhangi bir derinlik sunulmuyor. Kitabın başlangıcında verilen bu çatışmanın, hikaye ilerledikçe gerçekte var olmadığı hissi uyanıyor. "Vahşilik" olarak nitelendirilen tarafı ise neredeyse hiç işlenmiyor; bu kavramı dolduracak tek bir sahne ya da cümle bulmak mümkün değil.
Harry’nin kadınlarla olan ilişkileri ve onlardan ilgi görme arayışı, onun gerçekten yabancılaşmış bir insan olmadığını ortaya koyuyor. Çünkü yabancılaşmış bir insan, toplumdan ve diğer insanlardan tamamen kopmuş, ilgi ya da kabul görme ihtiyacı taşımayan bir birey olmalıdır. Aksine, Harry’nin derdi, kendisini çevresine kabul ettirmek ve özellikle kadınlardan ilgi görmektir. Bu durum, onun "bozkırkurdu" kimliğini sorgulatıyor. Yabancılaşma temasının yerine, minimal bir depresyon hikayesi ve kendine acıyan, ilgi bekleyen bir karakterin portresi ön plana çıkıyor.
Philip Slate, Kayra, Raskolnikov, Meursault, C. gibi roman karakterleriyle kıyaslandığında, Bay Harry Haller, TikTok’çu bir ilgi meraklısı ihtiyar olarak kalır.