Dağıttın, evet iskambil gibi umut dediğim o ince sicimleri bir kumarbazin telaşıyla
ben şimdi hepsini birbirine bağlıyorum
Çocukca bir acemilikle
koşuyorum
bağcıklarım hâlâ çözük
Zamanı tutmak gibi sana tutulmak;
sımsıkı tuttuğum için
parmaklarımdan süzülen
bir kar tanesi gibi,
sonsuz dişlilerin sonlu çarkında.
Adını anarım
her adımımda.
Umutlar ekerim,
sevgiler yeşersin diye.
Seni beklerim
bir gün gelmesen bile,
hem bu dünyada
hem de
çoklu evrenin
bütün dünyalarında.
Ah zavallı karıncalar,
nasıl da üşüştünüz şekerin üzerine…
Oysa ben cizmeyim —
hem de karınca.
Kaçınız yas tuttu
öldürdüğünüz karıncaya?
Çizmeleriniz kirli,
yaşlı,
yaslı…
Ya güç karıncada olsaydı?
Ve sizi,
tek bir hamlede,
farkında olmadan ezseydi?
Daha ne kadar gerekli farkındalık,
fark etmek istemedikten sonra?
Nasıl da gülüyor sümbül,
çizmelerdeki karıncaları görünce…
Oysa siz terliksiniz:
hem karınca ezen,
hem de heybetsiz.
Nasıl da gülüyor sümbül,
çizmeye de,
terliğe de.
Şimdi bütün umutları
birbirine bağladım;
oysa ben
ayakkabı bağlamasını
bile bilmezdim.