“Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.”
O sıralar ancak yirmi dört yaşındayım. Hayatım o zaman bile sönüktü, derbederdi; yabani sayılacak derecede bir başımaydım, Kimseyle arkadaşlık etmiyor, konuşmaktan kaçınıyor, gitgide daha çok kabuğuma çekiliyordum.