Allah Teâlâ, bir mekâna girip yerleşmekten, kâinata göre bir yön ve cihette bulunmaktan, kâinata bitişmekten veya ondan mekânsal olarak ayrı durmaktan münezzehtir.
Ezelin, ezelin, ezelinde sadece kendisi vardı. Başka hiçbir varlık yoktu. Sonra O, bilinmeyi sevdi. Bilinmek için kâinatı, kademe kademe yarattı. Ahsen-i takvimde, kudret eliyle de Hazret-i İnsan'ı yarattı. Nitekim Kudsi Hadiste şöyle buyurdu: "Ben kendi zâtımda gizli bir hazineydim. Bilinmeyi sevdim. Beni bilsinler diye (ma'rifetullah için) halkı yarattım."
Cenâb-ı Hakk, Kurân-ı Kerimde yirmi sekiz zâtın adını bildirmiş. Bunlardan yirmi beş tanesinin peygamberliklerinde cümle âlimler ittifak etmiş, üç tanesi ki Üzeyr, Lokman ve Zülkarneynin peygamberliğinde ihtilaf, velayetinde ittifak etmişlerdir. Biz de öyle imân ve itikat ederiz.
İnsanlar, O'na ve O'nun kulundan ne istediğine ancak vahy (Kur`an ve Sünnet) ile ulaşır. Vahy'in de mahiyeti Peygamberlerden başkasına kapalıdır. En büyük evliya bile vahy âleminde perdelidir.