İnsan da itidalli olduğunda yaşantısı sükûnete kavuşur, iç huzuru yerli yerine oturur. Sevincinde ölçülü, üzüntüsünde vakarlı.. Muhabbetinde derin ama abartısız.... Harcamasında cömert ama israftan uzak... Sözünde açık ama kaba olmayan....
İnsan dediğimiz varlık, başlı başına bir dengeler manzumesidir. Yeryüzü nasıl geceyle gündüzü, sıcakla soğuğu, ölümle hayatı dengelemişse insanın da ruhu, kalbi, aklı; sevinciyle, hüznüyle, sevgisiyle, harcamasıyla, hatta giyimiyle bir ölçü üzere olmalıdır. Dünya bir itidal üzere yaratılmıştır. Ve bu âlemde güzellik - kapitalist düzen ne kadar aksi için çalışsa da- aşırılıkta değil, dengeyle mümkündür.
Bugün bize "medeniyet" veya "refah" adı altında sunulan Batı merkezli yaşam biçimlerinin ardında yatan gerçek, yüzyıllar süren sömürü, talan ve insanlık dışı uygulamaların karanlık gölgesidir.
Unutma güzel okurum! Medeniyet inşası, Batı'ya sırt çevirmek demek değildir. Ancak kör taklitçilikten kaçınmak mecburidir. Batı'dan alınan her ilerleme, kendi islami değerlerimizden ve irfanımızdan oluşan güçlü bir süzgeçten geçirilmelidir.
Eğer bir ürün, Batı tarafindan pazarlanmışsa ve "gelişmiş" bir imaj taşıyorsa yüceltilir, kendi kültürümüzden geliyorsa kolayca yoz görülür. Bu, öz saygının estetik kabul ettirilen yargılara yenik düşmesidir.