Aslında benim hiçbir şey kazanmadığımı, dünyada kazanmak diye bir şey olmadığını, hayatının benimki kadar farklı ve dağınık maceralarla dolu olduğunu ve zamanın anlamsızca akıp gittiğini, birimizin beyninin içindeki çılgın seslerin bir diğerimizin beyninin çılgın seslerinin arasında yankılandığını duymak için arada sırada görüşmenin güzel olduğunu açıklamaya çalışıyordu bana.
Yeni mahalledeki evinin konforunun yokluğunu hiç hissetmedi, küf kokusunu hiç duymadı, yatak odasının köşesindeki nem lekesini hiç görmedi, pencereden zar zor sızan ışığın griliğini fark etmedi, bu ortamın ona çocukluğunun sefaletine dönüşü anımsatmasıyla hiç üzülmedi. Tam tersine güzel bir büyü sayesinde acı çektiği yerde yok olmuş ve ona mutluluk vaat eden bir yerde yeniden var olmuş gibi hissetti kendini. Sanıyorum bir kez daha kendini silmiş olmanın büyülü güzelliğini yaşadı; şimdiye kadar olan her şeye yeter demişti.