Hayat çoğu zaman böyledir. Bir şeyi -birini, bir duyguyu, bir bilgiyi- öyle uzun zaman beklersiniz ki karşınıza çıktığı anda apışıp kalırsınız. Boşluk boşluk olmaya o kadar alışır ki kendi kendine kapanmayı beceremez.
Asırlar boyunca umutsuzluğumu acıyla karıştırmışım. Ama insanlar acının üstesinden gelir. En ağır acılarla bile birkaç yıl içinde baş edebilirler. Üstesinden gelemeseler bile birlikte yaşamayı öğrenirler.
Bir aile olarak yaşadığımız, sepetteki erikler gibi dip dibe duran o günleri düşündüm. O günleri alıp sonsuzluğa yayabilmeyi diledim. Onlarla birlikte geçen tek bir öğleden sonra bir ay sürebilseydi keşke. Yılda bir gün bile olsa, ileride Rose ve Marion'la birlikte biraz zaman geçirebileceğimi bilsem hayatla başa çıkabilirdim. Ama hayat geldiği gibi yaşanması gereken bir şeydi.